22 Mart 2016 Salı

Veba - Albert Camus / Savaşlar ve Veba

Bazı kitaplar vardır, sadece belli bir durumda belli bir psikolojiyle okunursa yazarla aranda bağ kurulabilir. Bunu herkes yapamaz, aynı yerden yaralı olmak aynı fikirlerle boğuşmak gerekir. Kitabı anlayabilmek için uğraşan biri olarak yazarın yazdığı döneme, hayatına ve kişiliğine eğilirim. Camus dünyaya 1913 yılında geldi. Henüz bir yaşındayken ilk dünya savaşı patladı. Bu bizim için olduğu kadar Avrupa için de dehşetli bir olaydı. O yaşında babasını kaybetti. Hayatı iki savaş arasının rüzgarlarında geçti, sol ideolojiye kapıldı ama çok da tutunamadı. İkinci Dünya Savaşı yıllarında 1942'de kitabın da geçtiği Cezayir Oran'da bulundu, daha sonraysa Paris'e döndü. Savaşın tüm dehşetini birbiri ardına gelen ölüm haberlerini gördü ve o yıllarda Veba'yı kaleme aldı. One Piece animesini izleyenler bilirler. Orada bir Doktor Hiluluk vardı. Doktorların toplatıldığı ve sadece krala hizmet ettirildiği, halkın hastalıktan kırıldığı bir ada ülkesinde doğru düzgün tıbbi bilgisi bile olmasa da insanları kurtarmaya çalışan bir doktordu o. Nihai amacı ise tüm şehrin ana hastalığını, kalplerindeki yarayı o karanlığı iyileştirebilmekti. İşte Rieux'un Veba ile mücadelesi de böyle bir durum diyebiliriz. O yıllarda dünyanın hiçbir yerinde vebanın yaşandığına dair bir bilgi yok, zaten ölümün çok daha kanlı bir yolu devredeydi. Camus'un kitabındaki Veba dünyanın karanlığıyla savaşın bir meteforuydu. 


Şimdi olaya kendi hayatımla bağ kurarak yaklaşmaya çalışacağım. Ben doksanlar çocuğuyum ve doksanların ilk yılları hala seksen ve öncesinin kanlı olaylarının gölgesindeydi. İnsanlar birbirlerine o günlerden kalma hikayeler anlatır, bir kısmı salıverilmiş suçlular çektikleri dehşetleri artık özgürleşen ortamda kitaplarla falan anlatmaya çalışırdı. Darbe bitmesine rağmen ülke yeni bir korkuyla tanışmıştı. PKK. Yetmiş öncesinde aşiretlere karşı savaşıp dönemin kuralsızlığından kendine kar sağlama çabasına düşen örgüt askeri cuntanın kürtleri ezmek ve işkence etmek gibi bir hatayı -aslında hata mı planın parçası mı bilemiyor insan-  sağlam bir propaganda aracı kullanarak yükseltmişti. O günlerden bugünler gerek doğuda gerek batıda ölümün korkusu dönem dönem hissedildi. Milletim ve dinimle bağlı olduğum Orta Asya coğrafyasında kan zaten hiç durmuyordu. Talabani'den, Hizbullah'a ve bugünün DAEŞ'ine kadar yığınla terör örgütü peyda oldu ve bunlar zaman zaman kanlarını ülkemize de sıçrattılar. 99'da APO yakalandığında terör bitecek sanıldı bitmedi, her iktidar çözüm süreçlerine girdi altından çıkamadı. İnsanların tam unuttuğu sıralarda türlü türlü sebeplerle terör yeniden doğuruldu. Bu bazı iktidarların işine bile geldi. Çünkü korku içindeki insanlar daha kolay yönetiliyor, hükumetin yaptıklarına daha az odaklanıyor ve bir iktidara kurtarıcı arar gibi sarılıyordu. Yani Camus'un ülkesi gibi benim ülkem de hastaydı, o karanlık korku kitabı tam okuduğum dönemde Ankara'da ve İstanbul'da yapılan saldırılar sonrasında yeniden hortlamıştı. İçimde bu hislerle okudum kitabı ve gerçekten de etkilendim. Ölümlerin gölgesindeki insanların psikolojileri kitapta şiirsel bir dille öyle iyi veriliyordu ki okurken boğazınızda kalıyor kalbinizi huzursuz ediyordu. Ama aynı zamanda içinizde bir umut ışığı veriyor ayağa kalkmanız gerektiğini hatırlatıyordu. 

Camus dünyanın karanlığına karşı pes etmeyi intiharı yanlış bir seçim olarak görür. Her gün gelen ölüm haberleriyle ve ölüm korkusuyla yaşamaktansa vebaya bilerek kapılıp ölüme sürüklenen insanlardan acıyla bahseder. Bir diğer yol ise felaket anlarında insanların sıklıkla başvurduğu gibi dine yönelmektir. Katolikliğin karanlığını gören Camus bundan hep felsefi intihar olarak bahsetmiştir. Dünyadan uzaklaşan bir din anlayışı kişinin ölmeden kendisini ölüme hapsetmesi hayatından vazgeçişi demektir. Bu yüzden fiilen olmasa da aynı şekilde intihardır. Kitapta bir rahibin din söylemlerinden, bunun halktaki başta yöneliş sonra bir salıverme haliyle gelişen etkilerinden ve rahibin en son raddede veba çözüme ulaşmışken kendini ölüme sürüklemesinden bahsederken alt metinlerde verdiği bu yolun da doğru olmayışı, insanı mutlu edemediğidir. Bunun yerine doktorun yolunu seçmeye teşvik eder. O da veba kadar karanlık ve umutsuz bir durumda bile, yenileceğini bile bile direnmek, yaşamanın yollarını aramak sonuna kadar ayakta durmaktır. O yüzden insan önce kendini değil dünyayı, dünyanın karanlığını bulmalı sonra ona direnerek olgunlaşıp kendine ulaşmalıdır. Belki de Beşinci Dağ'da Coelho'nun dediği gibi Tanrı'nın da isteği, yaşama geliş amacımız budur.

Halide Edip'in dediği gibi gecenin en karanlık anı gün doğumundan hemen öncedir. Bu ölüm anlamına bile gelse gün doğumuna varana kadar dayanmak, yapabileceğimiz en iyi şey.

3 yorum:

  1. Albert Camus'un Yabancı kitabını okumuştum harika bir dili var. Eminim ki bu kitapta çok güzeldir.
    Teşekkür ederim tanıtım için.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Daha yazıyı henüz atmışken Bürüksel'den patlama haberi geldi. Oradakiler bu coğrafyadan bir saldırı aldıklarında tüm Türk-Arap kesime karşı bir önyargı yayılıyor. Giden canlar bir yana sorunlar da giderek büyüyor. Bu karanlık zamanlarda hala sabredebilmek için iyi bir motivasyon sayılır. Tabii yine de Orwell ve Kfka usulü bir karanlık hava da var kitapta.

      Sil
  2. Bir süredir kitap almamaya çalışıyorum ama galiba Veba'yı alacağım.O kadar iyi yazıyorsun ki. Eline sağlık.

    YanıtlayınSil