30 Nisan 2015 Perşembe

Ölü Ruhlar Ormanı - Koloni - 1 Mayıs Devrim ve Darbe Yılları

Geçen yaz hayatımda ilk kez İstanbul'a gitme fırsatı bulmuştum. Aslında çok yanlış bir zamandı. Şehre daha otobüsle giriş yaparken şaşırmıştım bu kadar çok gökdelene. Mandıra Filozofu'nun ikinci filmi nasıl yeşiller içinde bir diyarı göstererek başlar da sonra gökdelenlerin arasına bırakıyordu ya orada filozof Mustafa etrafına nasıl bakıyorsa öyle bakıyordum ben de. Dördüncü Levent tarafında meşhur Safir'in önünde servisten bu ruh haliyle indim. Mezar taşları derler ya klişe olarak harbiden de öyleydi yani. İstanbul büyüyordu belki ama çok şeyi kaybediyordu. Ne gerek vardı bir başka Amerikan özentisi şehre bilmiyorum. Arkadaşıma sordum o bölgede onları her gün diktiklerini ve çok hızlı bir şekilde yükselttiklerini anlattı. Gecekondulardan geceyükseldilere geçiş. İstanbul, hep aceleciydin sen zaten. Şehre indiğim daha ilk dakikalarda bu görüntüler üzerine işçilerin grev yürüyüşüyle karşılaşmak ilginç oldu. 1 Mayıs değildi, gezi dönemi falan hiç değildi ama şehir gizlerini göstermek ister gibi şans eseri karşıma çıkardı bir çok görüntüyü bu da onlardan biriydi. Gökdelenler arasında yürüyen işçiler yel değirmeniyle savaşan Don Kişot gibiydiler. Bazen diyorum haklarıdır dirensinler ve koparabildiklerini alsınlar. Sonra da biraz gerçekçi oluyorum ve düşünüyorum. Sendikalar artık eskisi gibi bir ve tek yürek değil. Çalışma sektörü rekabetçi gruplarla doldu ve herkes kendi konumunu elinde tutmayı daha fazla düşünür oldu. İş üzerinden kollektif bir bilinç yaratma devri bizde artık çok zayıf hasta günlerini yaşıyor, batıdaysa çoktan sona ermiş vaziyette. Yeni modernitede direniş sendika bazlı olmaktan ziyade tersten küreselleşme yani kadın hakları savunucuları, LGBTT, Kürtler Romanlar gibi alt kültürler, işçi vs alt sınıf insanların ve siyasi gerekçelerle olsun dünya görüşleriyle olsun onların yanında yürüyen kalburüstü kesimin ortak paydada birleşmesi üzerine gerçekleşiyor. Ama bu bile somut pek az fayda sağladığı gibi büyük çapta siyasi partilerin ve bir takım provakatörlerin gövde gösterisine dönüşüyor. Kısacası o eski hava yok artık.



68 Bunalımından daha önce bahsetmiştim. Yani bu iş en hareketli zamanlarında bile iki devletin danışıklı sözde bir dövüşünden ibaretti. Komunizm ve kapitalizm birbirine karşı gerçek bir tehdit değil aslında birbirini tamamlayan şeyler. Bugün yaşadığımız kapitalizmin olgunluğa ulaşması sol ideolojiye karşı direnişi sırasında öğrendiklerine borçlu. Bir nevi tez ve antitezden yeni bir sentez çıkarma deneyiydi bu. Ama her deneyde olduğu gibi öngörülemeyen bazı şeyler olmuştu. Çin ve Japonya gibi iki güç aradan serpilmişti, bağlantısızlar blogu oluşmuştu ve Küba başta olmak üzere Latin Amerika ülkeleri kendi içlerinde iki devletin yolunu da seçmeksizin gerçek bir bağımsızlık mücadelesi vermişlerdi. Amerika için haliyle daha büyük tehditti ve ciddi anlamda en çok kanın aktığı bölgeler buralar oldu. Grangé Ölü Ruhlar Ormanı ve Koloni kitaplarında bu karanlık dönemi aydınlatıyor. Biz sadece bir devrim çabası ve darbeyi gördük. Onlar ise devrimler ve karşı devrimlerle geçen kanlı bir döngü yaşadılar. Dünyada haklarını aradığı için işkence gören tek devlet değiliz, onlar bizden çok daha fazla acı çektiler. İşkenceler, tecavüzler, akıl almaz cinayetler... Yazar Ölü Ruhlar Orman'ında latinlerin yaşadıkları zorlukları ve işkenceleri anlatıyor ve ilkelliğe dönüşten, insanlıktan çıkıştan bahsediyor. Bunu öyle bir havayla anlatıyor ki sırf bu açıdan kitap çok başarılı. Ama sıkı bir Grangé okuruysanız katili bulmak size fazla basit geleceğinden heyecanın kaçtığı doğrudur. 

Koloni kitabında ise şemayı büyütüyor ve bu sefer o dönemde tüm ülkelerde yaratılan bir düzenden bahsediyor. Önceki yazımda gizli örgütlerden bahsetmiştim biraz onlardan birini bu yazıma sakladım. İşkencecilerin nazi eğitimli olmasından, yapılan darbelerin bağlantılı olmasından ve bizde Ergenekon adıyla bilinen GLADİO bu kitabın konusunu oluşturuyor. Bizde hem saçma bir dava süreci, hem iktidarın kendi düşmanlarını temizleme amaçlı yarattığı bir günah keçisine dönüşmesi sebebiyle varlıkları itibarsızlaştırıldı. Ama Gladio Nato'nun zorlamasıyla tüm dünyaya yayılmış askeri bir yapılanmadır. Birbirinin aynısı kanlı süreçleri getiren bir çok darbe ve darbe girişiminin mimarıdır. Ülkelerin içine Rus tehdidine karşı olarak sızmışlar ve kendilerini öyle savunmuşlarsa da gerçekte amacı sistemin güvenliğini sağlamaktır. Eh her ülkede kendilerince bir destek bulmaları da zor olmadı. Herkes şu malum "Bizim çocuklar başardılar." sözünü bilir. Ama çoğu kişi bunun sadece ülkemize yapıldığını düşünüyor. Zaten ülke olarak da tüm dünya bizimle uğraşıyor edebiyatı yapmaya bayılıyoruz. Koloni kitabında işin global boyutuna biraz değiniliyor. Her ne kadar gizli örgütler hakkında konuşarak para kazandıran bir başka kitap gibi olsa da içerdiği bilgiler benim için değerliydi. Doğru araştırmalara sevk etti ve bazı şeyleri daha iyi kavramamı sağladı. Kan dondurucu bir çok şeyle birlikte yazıldığı dönemde başlatılan bir yargı süreciyle gündem olan Pinochet darbesinden de bahsediliyor. 

Tarih'e ve Allah'a şükür artık o dönemler geride kaldı. Peki bizde de darbe sürecinden beslenen yapıtlar yok mu? İşin içinden o süreçleri yaşamış biri olarak Ahmet Ümit eserlerinde bir motif olarak çok güzel kullanıyor. Zaten yazara bir söyleşide polisiye nasıl yazdığını sorduklarında da o kaçış sürecinden bahsederek bu sürecin insanda polis gibi düşünmeye başlamasından bahsediyordu. Ama daha olayı merkeze alan şeyler istiyorsanız yapılmış pek çok film ve dizi ile birlikte benim en dikkatimi çeken dönem dizileri Hatırla Sevgili ve Çemberimde Gül Oya olmuştu. Oyunculuklar her iki dizide de çok başarılıydı ve hem fikirleri, hem kapılan insanları o karşılaşmaları taraf tutmadan anlatmaları ayrı bir güzel oluyordu. Bu tema üzerine yer yer dramatik yer yer komik yaşam öyküleriyle sıcak bir öykü sunup belgeselden daha çekici hale getirdiler. Hatırla Sevgili dizisinde Deniz Gezmiş ve idamı süreci de çok güzel bir şekilde anlatmıştı. Zaten bana göre eğer gerçekten bir şeyler yapmak isteyerek devrim sürecine katılan varsa o da asılan üç fidandır. Darağacında Üç Fidan kitabında resimlerle mektuplarla sunulan hayatları beni hep etkilemiştir. Bahar şenliği kapsamında okuduğum Leyla Erbil'in Üç Başlı Ejderha novellası da yine işkence görmüş ve insafsızca kurşunlanmış insanlardan bahsediyor. Kitabın aşırı batıcı bazı yaklaşımlarından hoşlanmasam da dönemin acılarını güzel yansıtmış ki kitabı benim için değerli kılan tek yönü buydu.

Son olarak sizi büyük usta Kemal Sunal'dan sahnelerle 1 Mayıs şarkısıyla baş başa bırakıyorum.


14 yorum:

  1. Koloni kitabını pek sevmemiştim ben. Ölü Ruhlar Ormanı çok daha iyiydi. Tabi ben kitapları okurken yazındaki gibi düşünmemiştim konuları. Güzel yazı.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çocuklarla ilgili kısım biraz kan dondurucuydu. Ama evet diğer kitaplarındaki o tempo yoktu. Grangé çok bilgili bir yazar. Kitaplarına da etki ediyor bu ufaktan.

      Sil
  2. dördüncü levent ve safir ayaküstü benim yaaa girişte nero var kahve içerim orda hep. istanbulda o bol camlı gökdelenler haklısın çok. görüntüyü bozuyorlar ve çok da zevksiz binalar. 68 olayları şu dünyada en sevdiğim dönemlerden yaaa. üstüne çok okuduğum. grange ise okudum ama çok hafif buluyorum ben o yazarı. sen türk dili edebiyatı mı okudun ya da benzer bir bölüm mü. :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Gökdelen değil onlar daha iyi bir tanım buldum geceyükseldi. Hızlıca bitirilen biçimsiz yapılar. Zaten mimari konusunda ne varsa geçmişte ortaçağda vardı. Ne zaman ki modernleştik mimarinin güzelliği yerini soğuk akılcılığa bıraktı. Bakıp bakıp büyüleneceğin bir yapı pek yok artık. Sosyoloji okudum. Yüksek lisansa hazırlanıyorum.

      Grangé evet çerezliktir böyle ağır kitapların arasına sokuşturmalık. Ama boş da yazmıyor yazdıklarının arkasında hem psikolojik tahliller olarak hem de toplumlar ve olaylar üzerine sosyolojik değerlendirmelerini başarılı buluyorum. Belli bir birikimi var ve iyi yansıtıyor bunu. Benim okuma sebebim de bu kısımlar oluyor zaten. Gerçi son çıkan kitaplarını elimde olmasına rağmen daha okumadım.

      Sil
  3. Yaşın çok genç olmasına rağmen anlatımını zevkle okuyorum. Dilerim daha ilerilere taşırsın blogunu :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Benden genç bir çok blogger var aslında.

      Sil
    2. Takibimde olanlar özelinde en iyisisin diyebilirim.. Özellikle bahsettiğin konular da bir siyaset bilimi uzmanı olarak benim dikkatimi çekiyor. Lütfen devam et yazılarına. Çok sevgiler :)

      Sil
    3. Yakın bölümler. Umarım yüksek lisans başvurumdaki hocalar da beğenirler :D

      Sil
  4. Grange' çok severim .aslında bu tür kitaplar sevmesem de Grange'ı okumayı seviyorum. Koloni'den nefret etmiştim fakat önerin üzerine Ölü Ruhlar Romanı'nı okuyacağım. Konusu ilgimi çekti. Yazının sonundaki Kemal Sunal filmi en sevdiğim Kemal Sunal filmlerindendir ve galiba o son sahne yasaklanmış haberin var mı?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Koloni en az sevilen kitaplarından sanırım ama çocuklar falan hoştu gene. Kitap yazma seri üretime bağlanınca arada boş eserler illa ki çıkıyor.

      Videoya gelince. Youtube'un her 1 Mayısta ünlenen videolarındandır onlar. Yasak şu an çok bir şey ifade etmiyor hani. O dışkıdan para aramaları ayrı bir anlamlı benim için. Hani vaziyetin özeti o. O yüzden özellikle aradım.

      Sil
  5. Bu kadar yazıdan yalnızca bunu çıkardın diyebilirsin ama sadece düzeltmek istedim , son görülen davalarla birlikte ergenekon terör örgütü yapılanması olmadığı abul edildi ve bu sefer de tam tersi zamanında bu yönde demeç verenler (mesela taraf gazetesi yazarlarından bazıları) yargılanmaya başladı..ki zaten hiç bir zaman gladio ile ergenekon (?) aynı şey olmadı sadece insanlara aynıymış gibi gösterilmeye çalışıldı ;)
    Siyasi konular üzerine yazdığını farketmemişim ben yaa daha çok geliyim ben buralara :D
    İstanbulu ben sevmiyorum ya fazlasıyla büyük geliyor bana ..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kurtlar Vadisi bugün iktidar propagandacısı olmuştu ama geçmişte Polat'ın sevdiğim bir lafı vardı. "Gazeteleri okuyunuz ama tersten okuyunuz." Söylediğinizin tam tersine aynıydılar ama iş öyle bir hale getirildi ki aynı değilmiş gibi göründü ya da gösterildi bana göre.

      Darbenin örgütlü bir hamle olduğuna ve o dönemdeki gladio bağlantılarına inanıyorum. Ancak yazımda da belirttiğim gibi ergenekon çarpıtıldı ve iktidarın artık kendi düşmanı olan kim varsa nitelediği bir kimlik haline geldi. Aralarında gerçek suçlular da vardı bence ama bir sürü masumu da bunun içine aldılar. Benim uzak bir akrabam da asker olduğu için davaya dahil olmuştu. Asıl kişilerin davası ise zaten sonuçlanmadı. En sonunda dosya o kadar büyüdü ki itibarsızlaştı ve gündemden düştü. İktidar da yeni bir düşmana ihtiyacı olduğu için tuttu bu sefer paralel attı ortaya. O apayrı bir saçmalıktı ve ergenekon diye bir şeyin olmadığı sonucuna götürdü.

      Tabii bu benim kanaatim. Bu sonuca Şili'deki Pinochet ve diğer darbe-devrim süreçlerini inceleyerek varmıştım. Sistem hep aynı şekilde işliyor.

      Sil
  6. İki kitapda elimde var ama ne zaman okuyacağım bilmiyorum:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Yani çok büyük bir aydınlanma bekleme. Neticede bir gerilim kitabı. Grange romanlarını ard arda okuyup dili sıradan gelenler zorlanabilir de belki. Ama ben anlattıkları bakımından anlamlı bulmuştum. Önerebilirim türü seviyorsanız.

      Sil