Geçen yaz hayatımda ilk kez İstanbul'a gitme fırsatı bulmuştum. Aslında çok yanlış bir zamandı. Şehre daha otobüsle giriş yaparken şaşırmıştım bu kadar çok gökdelene. Mandıra Filozofu'nun ikinci filmi nasıl yeşiller içinde bir diyarı göstererek başlar da sonra gökdelenlerin arasına bırakıyordu ya orada filozof Mustafa etrafına nasıl bakıyorsa öyle bakıyordum ben de. Dördüncü Levent tarafında meşhur Safir'in önünde servisten bu ruh haliyle indim. Mezar taşları derler ya klişe olarak harbiden de öyleydi yani. İstanbul büyüyordu belki ama çok şeyi kaybediyordu. Ne gerek vardı bir başka Amerikan özentisi şehre bilmiyorum. Arkadaşıma sordum o bölgede onları her gün diktiklerini ve çok hızlı bir şekilde yükselttiklerini anlattı. Gecekondulardan geceyükseldilere geçiş. İstanbul, hep aceleciydin sen zaten. Şehre indiğim daha ilk dakikalarda bu görüntüler üzerine işçilerin grev yürüyüşüyle karşılaşmak ilginç oldu. 1 Mayıs değildi, gezi dönemi falan hiç değildi ama şehir gizlerini göstermek ister gibi şans eseri karşıma çıkardı bir çok görüntüyü bu da onlardan biriydi. Gökdelenler arasında yürüyen işçiler yel değirmeniyle savaşan Don Kişot gibiydiler. Bazen diyorum haklarıdır dirensinler ve koparabildiklerini alsınlar. Sonra da biraz gerçekçi oluyorum ve düşünüyorum. Sendikalar artık eskisi gibi bir ve tek yürek değil. Çalışma sektörü rekabetçi gruplarla doldu ve herkes kendi konumunu elinde tutmayı daha fazla düşünür oldu. İş üzerinden kollektif bir bilinç yaratma devri bizde artık çok zayıf hasta günlerini yaşıyor, batıdaysa çoktan sona ermiş vaziyette. Yeni modernitede direniş sendika bazlı olmaktan ziyade tersten küreselleşme yani kadın hakları savunucuları, LGBTT, Kürtler Romanlar gibi alt kültürler, işçi vs alt sınıf insanların ve siyasi gerekçelerle olsun dünya görüşleriyle olsun onların yanında yürüyen kalburüstü kesimin ortak paydada birleşmesi üzerine gerçekleşiyor. Ama bu bile somut pek az fayda sağladığı gibi büyük çapta siyasi partilerin ve bir takım provakatörlerin gövde gösterisine dönüşüyor. Kısacası o eski hava yok artık.
Leyla Erbil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Leyla Erbil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Nisan 2015 Perşembe
24 Nisan 2015 Cuma
Bahar Şenliği Raporu
Sevgili Pinuccia 11 Mayıs'a kadar demiş ama bir kaç kişi hazırlayınca ne durumdayım bakmak adına ben de hazırlıyorum bu ay okuduklarımın listesini. Aynı zamanda şenlik kısmında henüz sahip olmadığım için çekemediğim son kitap kulemi paylaşıyorum. Kitapların bazılarını kütüphaneden edindim. Buradan fantastik kitapları bile -kütüphanede az bulunurlar- rahatlıkla bulabildiğim için Antalya Doğan Hızlan Kütüphanesi'ne ayrıca teşekkürler. Mişima kitaplarını ve Yaşar Kemal'den okuduğum Nuhun Gemisi kitabını da oradan edinmiştim.
Listenin tamamına şuradan ulaşabilirsiniz. Herkese iyi okumalar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

