6 Nisan 2015 Pazartesi

Kötü Ruh - Dexter - Siyah Kan / Katiller Üzerine

"Her insan kendi yaptığını hoş görür çünkü herkes gibi hareket etmediği zaman, kendi duygularını, kendi yargılarını, kendisini harekete sürükleyen neden ve sonuç zincirini bilir. Oysa iç dünyalarını bilmediği için başkalarına karşı ilkelerinde serttir. Her insan kültürüne göre hareket eder yani çevresinin kültürüne uygun olarak ve çevresi de “bütün insanlar” yani kendisi gibi düşünenlerdir."

 Hapishane Notları - Gramsci

İnsanlar başkalarını yargılamada fazlasıyla acelecidirler. Üstelik kendilerini bir ahlak timsali gibi görerek yaparlar bunu. Kötülük ve güç üzerine yazımda kötülüğün herkesin içinde olduğunu anlatmaya çalışmıştım. İnsanları daha fazla kötülükten alıkoyan tek şey kendi iç yargıları ve toplum baskısıdır. Bu yüzden yeterli güce ya da deliliğe sahip olanlar insanoğlunun içindeki vahşeti gösterirler. Tarihin en büyük katliamının sorumlusu Adolf Hitler kendini kimlerin yaşayıp kimlerin ölmesi gerektiğini belirleyen bir yargıç gibi görüyordu. Nazi kamplarındaki katliam fazlasıyla akılcı hatta fabrika gibi tasarlanmıştı. Kanlı kontes olarak bilinen ve vampir kültlerine de konu olan Elizabeth Bathory cinayetlerini ölümsüzlük tutkusuyla işliyordu. Küçük, savunmasız çocukları
kurban olarak seçen Albert Fish onlara tecavüz ediyor, etlerini kesiyor, onlarla besleniyor en sonunda öldürüyordu. Fish pek çok yamyam katilden biriydi. İlkel zamanlarda değil bizzat modernizmin ortasında ilkelliğe dönüşü gerçekleştirdi. Kafalarındaki neydi fazla bilmiyorum. Bir de bunu öldürdüm bari para da kazandırsın mantığıyla ticarete döken Henry Holmes gibileri var.  Avrupalılar bu kasapların elinden az insan eti yemediler bilmeden. Ed Gain ölmüş annesini geri getireceği inancıyla ceset toplamaya başlamış sonunda bunu cinayetlere çevirmişti. En büyük zevki kadın derilerini yüzüp onları üzerine geçirmekti. Psycho filminin ondan esinlenilerek yapıldığı söyleniyor. Ama bana göre asıl benzerini oluşturan kitap Maxime Chattam'ın Kötü Ruh idi. Orada katilin en başla andaç olarak uzuv parçaları alındığı sanılıyor sonra gerçek öğreniliyordu. Aynı kitaptan ilgimi çeken bir kısmı alıntılayacağım.

"Bir insan böylesine katletmeye acı vermeye uzuv kesmeye devam ederek yaşayamaz. Bir insanın böyle bir canavara dönüşmesi için çeşitli aşamalardan geçmesi gerekir. Böyle bir insan ancak ölüm dürtüleri güçlenip dayanılmaz olduğunda öldürmeye başlar. O zaman da uzun zamandır tasarladığı cinayetini bir tutku haline getirinceye kadar kafasında tekrar tekrar yaşadığı çok belirli bir şema uyarınca öldürür. Bu özellikle bir kısır döngüdür."


Hayatımda hiç bir katil ile konuşmadım, onu gerçekten dinlemedim. Bu size garip, belki korkunç gelecek ama bunu yapmayı isterdim. Tabii hala bir hapishaneye gidip bir katilin karşına oturabilecek cesaretim yok o ayrı mesele. Ben onları onların hikayelerinin ilham verdiği roman ve filmlerden tanıdım. Ortaokul yıllarımda tam bir polisiye manyağıydım. İlk başlangıç Agatha Christie ile oldu. O zaman polisi oynuyordum tabii oturup katillerin mantığını anlamaya çalışıyor kitaplarda bulmaca gibi verilen ayrıntıları delillerle ilgili notları not defterime ya da bazen kitabın üzerine not alıyordum. Daha sonra gerilim kitaplarına geçiş yaptım. Grangé okuduğum her kitabıyla ayrı ayrı büyülüyordu beni ve katillerin doğası üzerine düşünmemi sağlayan da o olmuştu. Her kitabının sonunda katil ile o yüzleşme anında adam ya da kadın sonunda cinayetlerini ve sebeplerini anlatmaya başlar. Çocukluğundan girer dramatik hayat hikayelerinden bahseder. O sahneler adeta katilin günah çıkarışıdır. Yaptıkları cinayetler oradadır hala evet ama sebepleri vardır yargılarken hiç düşünmediğimiz sebepler. Özellikle seri katiller için sebepler cinayet ritüellerine dönüşür. Onlar beyinleri tek bir anda sıkışmış gibi tekrar tekrar aynı anı yaşarlar. Ritüeli sürdürmek onlar için yemek yemek su içmek kadar yaşamın parçası bir ihtiyaca dönüşür. Bu konu Dexter'da çok iyi bir şekilde işlenmişti. Dexter hem roman
hem de dizi olarak oldukça farklıydı çünkü bir katil baş rol koltuğuna oturmuştu. Onun cinayetlerini izliyordunuz, size ihtiyaçlarından bahsediyordu durduramadığı isteğinden. Öldürme isteğini katillere yöneltmişti ve kendince sistemden kaçabilen -ki bu çok kolay; Jack the Ripper ya da Rustov Kasabı Chikatilo örneklerinde olduğu gibi senelerce ortadan kaybolmuş katiller az değil- ya da bir şekilde az cezayla yırtıp aynı yola dönen -ah Türkiye'ye gelse kan gölü olurdu sırf bu yüzden- kişileri öldürüyordu. Ama hiçbir zaman kendini bir süperkahraman gibi görmedi. Death Note'un Kira'sı gibi histerik bir tanrılaşma iddiasında bulunmadı. Üstelik dizi için konuşursak kendiyle dürtüleriyle savaştı. Kendini durdurmayı istedi uzaklaşmaya çalıştı. Aşık oldu, arzuları içindeki canavarı bir süre yatıştırdı ama iyi olmaya yöneleceği her seferde artık klasikleşmiş bir şekilde bir olay onu yeniden dibe batırdı. Dizi bir yerden sonra klişeleşmiş olsa da ben Dexter'ı ne yüceltmiş ne de şeytanlaştırılmış bu yapımı oldukça sevdim ve katil algımın yeniden şekillenmeine büyük katkısı oldu.

Grangé'ın Siyah Kan'ı diğer kitaplarından farklı olarak katil yakalanmıştır sadece cinayetleri işleme sebebi ve kayıp cesetlere ne olduğu muallaktadır. Kitabın sonlarına doğru katilimiz yine kendini anlatmaya başlar. Onun hikayesi annesiyle başlamaktadır. Seks hastası olan annesi "Çabuk saklan baba geliyor!" diyerek onu dolaba kapatıp başka adamlarla yatağa giriyordu. Bir çocuğun tüm o görüntü ve seslerle büyüdüğünü düşünün. Üstelik bununla kalmıyor annesi artık erkek ayırtetmez hale geldiğinde ilgisini oğluna yöneltmeye başlıyor. Katilimiz ilk olarak onu öldürüyor ve sonra onu öldürme şekli ritüelleşiyor ve seri cinayetlere dönüşüyor. Yani cinayetlerinin suçlusu aslında başta annesi, sonra sadece uçkurunu düşünen tüm o erkekler ve elbette ki her şeyi gören bilen ama sessiz kalan komşular. Katillerin pek çoğunun yaşamına baktığımızda acı bir geçmiş görürüz. Aileen Wuornos tecavüze uğramış bir kadındır ve öldürdüğü her cinayette yaşadıklarının intikamını tekrar ve tekrar almaktadır. Amacı sadece içindeki boşluğu doldurmaktır. Yakalandığında "Yaptığım her şeyin altında korkunç bir öfke yatıyor. İdam edilmem gerek çünkü eğer hapisten çıkacak olursam yine cinayet işlerim." demişti. Cinayetler korkunçtu, öldürdüğü adamlar arasında suçsuz kişiler de vardı ama başlangıçtaki acı... Karısına şiddet uygulayan bir adamı durdurmak yerine karışmayıp olayı öylece merakla izleyenlerin olduğu bir  dünyada yaşıyoruz. Pedro Lopez Monsalve tecavüze uğramış bir erkek. Bunu defalarca yaşadıktan sonra normalleştirip başkalarına yapıyor.

Yargılamadan önce düşünün, kendinizi, kendi payınızı hesap edin. Zaten artık durdurulamaz bir şekilde dönüşmüş olanlar için yapabileceğiniz bir şey yok belki. Bu sizin işiniz değil. Ama yenilerinin doğmasını engelleyebilirsiniz. Richard Baker'ın dediği gibi zulüm zulmü getirir. İnsanlar acı çekerken gözlerinizi kapatırsanız bir gün bu nefret zinciri döner dolaşır sizi de bulur. Bencilliğiniz ile kendinize ve soyunuzdan geleceklere en büyük zararı veriyorsunuz ama bunu görmüyorsunuz. Ne ilginç bir ironi değil mi?

17 yorum:

  1. Haklısınız bizler için kısıtlı bilgimizle birine yargılamak çok yanlış, çoğu suçun temelinde dediğiniz gibi korkunç çocukluk travmaları yatıyor, malesef bunlar oluyor... Çocuk konusunda da yaptığınız yoruma katılıyorum, insan haklarıyla bağdaşmaz belki bu yorumum ama, bana göre çocuk sahibi olmak çok ciddi bir sorumluluk ve insanlar çocuk sahibi olmadan önce psikolojik testten geçirilip uygun görülürse bu hak verilmeli...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Psikolojik testler çok kolaylıkla yönlendirilebilirler. Ama bir insan hayatını paylaştığı kişiden gerçek kişiliğini uzun süre saklayamaz. Bu konuda asıl sorumluluk bireylerde. Çocuk yapacakları adamı iyi seçmek zorundalar. Aşık olduğu anda evlenmemeliler örneğin. Onu tanımalılar. Her iki figürün de çocuğun psikolojisinde önemi büyük. Yetiştirmek konusunda bilmiyorlarsa okuyarak bilene sorarak büyütmeli bu işi ciddiye almalı.

      Sil
  2. Kafa'daki yorumunuz için geldim... Çok doğru söylemişsiniz, katılmamak elde mi... Hep gelin...

    Sevgiler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sana da sevgiler. Yazılarıma yorumlarını da beklerim.

      Sil
    2. Yorum yazmaz o davet eder gider :)

      Bir tanıdık vardı. şey demişti "ölmek üzere olan birini izlemek istiyorum. Ölürken seni izleyebilir miyim?" demişti soğukkanlılıkla. Canlılığın iki büyük enerjisinden biri derler tanatosa, dozu fazla kaçtığında oluyor olabilir bunlar. En ilginci de bir insanın ölüm karşısında kayıtsız kalabilmesi.

      Sil
    3. Ölüm karşısında kayıtsızlık deyince Yabancı geldi aklıma nedense. Ondan daha kayıtsızı bulunamazdı herhalde.

      Katillerdeki bu açlık meselesi konusunda Freud'un saldırganlık teorisi açıklayıcı ama tek etken de bu değil tabii. Toplum, geçmiş bir çok şey bunda etkili.

      Sil
  3. Lord, çok güzel bir yazı iyi analizler. Düşünme şeklini sevdim ve yakın buldum, çok iyi.
    Grangé en sevdiğim yazarlardan, Agatha Christie'nin de okuma alışkanlığı sağlayacak bir yazı tarzı var.
    Girişteki sözü de ayrıca beğendiğimi belirteyim.
    Tebrik ederim.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkürler. Bu yorumlar beni ne kadar mutlu ediyor bilemezsiniz.

      Sil
  4. SİYAH KAN yazarın kurgu anlamında beğendiğim kitaplarından. katil başta açıklanınca tüm merak öğeleri çözülmüş gibi gelmişti ama yazarın kurgusuyla gerilim yine üst seviyelere çıktı. paylaşıma teşekkürler. keyifle okuyorum yazılarınızı...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynen Grangé'ın çok sağlam bir dili var ama kitapları ard arda okunmamalı arayı biraz açınca daha fazla tat alıyorsunuz.

      Sil
  5. bize yapılan bir kötülüğü başkalarına yapmanın mantığı sert bir intikam duygusundan ileri gelebilir..

    düşüncelerle kitaptaki dünyayı harmanlayıp sunmanız çok başarılı..

    YanıtlayınSil
  6. Katiller üzerine güzel bir derleme olmuş.Chattam'ın bu kitabı sırada bekliyor.Gerçekten sağlam yazar.Siyah Kan en sevdiğim Grange kitabı.Yine çok doyurucu ve güzel bir paylaşım .Kalemine sağlık..

    YanıtlayınSil
  7. Bu arada chikalito'nun youtube da belgesel niteliğinde film tarzında harika bir videosu var izlemişsinizdir belki:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynen yazıyı yazarken bulup izlemiştim. Bürokrasinin içinde ince ince çalışmış. Yoldaş diye de bir şey yapmamışlar hiç. O savcı olayın başından sonuna içinde olmasaydı polis gibi asla çözülemezdi.

      Sil
    2. Adam kaç yıl izin yapmamış,evine bile aylarca gidememiş.Film gibi ya:)

      Sil
    3. Zaten böyle insani bir sorumluluk da gerektiren hukuk, tıp, eğitim gibi alanlarda çalışıyorsan ve işinin hakkını vereceksen gecen gündüzün olmuyor. Adamlar dünyaya başka insanlara çok şey katıyorlar ama aileleri için durum zor oluyor. Çocuklar babalarını göremeden büyüyor ilgisinden yoksun kalıyorlar. Kadın yine eşinden uzak hele de böyle katillerin peşindeyse kocası yürek tıpırtısıyla yaşıyor. Zor iş cidden.

      Sil