15 Nisan 2015 Çarşamba

Ender'in Oyunu - Cyberbully - Disconnect - Durarara / Türk'ün Sanal Dünya ile İmtihanı

Bugün Facebookta dolanırken Onedio'dan bir habere rastladım. Habere göre şımarık kolej kızlarından mı bilinmez bir kız kitap okuyan ama görünümü hiç de elit olmayan bir arkadaşımızın fotoğrafını çekip aşağılayan bir yorum atıyor. Amacı o yorum üzerinden beğeni toplayıp popüler olmak mı yoksa sadece kendi arkadaş çevresiyle komik bulduğu bir durumu paylaşmak mı bilinmez. Kızın davranışını yargılayacak da değilim burada. Mesele kendi eğlencesi için adamı sosyal medyaya sunmasıyla başlıyor. Bu tip durumlar biraz şans işi bazı türevleri gibi dile de düşebilirdi eleman ama tersine savunuluyor. Bu sefer kızın kendisi sosyal medyaya kurban oluyor. Amacı bu olmasa da kötü bir şekilde reklamı bolca yapılıyor. Sonunda ilk kurban eleman da katılıyor taşlamaya ve anlattıklarıyla -içtenliğini sorgulamıyorum ama- kızı tamamen belli bir kitleye rezil ederken kendisi sempati topluyor. Kim bilir belki de facebook hesabına tanımadığı yüzlerce kişi dolmaya başlamıştır. Daha öncesinde de tipik din kültürü öğretmeninden bakımlı olmasını beklemediklerinden olsa gerek böyle bir hoca bulunan liseliler onu da sosyal medyaya taşımışlardı ve patlamıştı. Aynı şekilde Şişli Eftal Hastanesinde tuvaletini bırakan teyzemiz, dedeye sahip çıkalım diyen dişsiz teyzemiz, çipetpet dedemiz, kendince eğlenmek için telefon kutusundan hıyar çıkartma videosu yapan çocuk, 'vermiycem vermiycem' diye şarkı yapan kadın bir anda fenomen haline gelmişti. Olmadık yerlerde yüzlerini görür seslerini duyar olmuştuk. Capsler ve photoshoplarla bu ünler büyüdü de büyüdü. Talk showlara ve dizilere taşındı, hatta cevap videoları, taklitler yapıldı. Haber bulamamış kanallar yurdum insanı modunda başlıklarla haber yaptılar. Peki o andan sonra o insanlara ne oldu? Sokakta gördüklerinde onlara gülerek bakıp da "Aa bu o değil mi?" diyen insanlarla, hesaplarına doluşan tiplerle uğraşmak zorunda kaldılar. Belki onlar için bile o videolar başlangıçta eğlence de olsa bu kadar aşağılanmak malzeme olmak onları üzdü. Hele hakkında cinsel yorumlar yapılan malum ablamızın hali daha kötü olmalı. Malum bu ülke öyle şeyler paylaşmak için en son yer. Ben bunu dediğimde aklınıza gelen ne Özgecan. Peki o neydi? O da sosyal medyanın tüketmesi için sunulmuş bir şeydi. Pek çoklarından öne çıktı ve uğruna gösteriler düzenlendi reklam oldu. Gezi olaylarında ölenler de öyle. Pek sevgili terör örgütümüz de bu reklamdan faydalanmak istemedi mi mesela?


Sosyal medya insanları ya yüceltip ya yerin dibine sokarak onları tüketen devasa bir reklam makinesi haline geldi. Türkiye bu konuda yeni yeni başlangıç yapıyor. Ancak Amerika ve Avrupa bu konuda daha uç deneyimlerle dolu ki sonunda filmleri yapılmaya başlanmış. Cyberbully filminde GoT dizisinde Arya Stark olarak tanıdığımız Maisie Williams mükemmel bir oyunculuk sergileyerek bu şekilde sosyal medyada birilerini kurban edip dalga geçen Casey adında bir ergeni canlandırıyor. Hackerın biri Casey'e bir oyun oynuyor ve hesaplarını ele geçiriyor. Testere modunda takılmayı seven hackerımız başlıyor kızı sıkıştırmaya onu kendisiyle yüzleştiriyor ve yaptığı basit bir şeyin acı sonuçlarını anlamasını sağlamaya çalışıyor. Ona internette rezil ettiği bir kızın hayatının nasıl kötüye gittiğini anlatıyor. Casey'i her şeyi başlatan kişi olarak suçluyor. Filmi internet üzerinden izledim ve izlediğim sitede "Ee ne olmuş yani." tarzında yorumlarla da karşılaştım. Bu da ilginç bir parodiydi, Bu tanımı gerçekten sevdim ve sanırım bu tip troller için artık Cyberbully deyimini kullanacağım. Türkçe değil ama olsun. Disconnect (Sanal Hayatlar) filminde ise daha çok yönlü olarak sanal ortam anlatılıyordu. Birkaç karakterin hikayesi vardı filmde. Sosyopat bir çocukla dalga geçmek için kendini kız gibi tanıtıp ona sahte bir ilgi gösteren cyberbully çocuklar anlatılıyordu mesela. Eğlence gibi başlayan şey tahmin edileceği üzere acı bir şekilde sonlanıyordu. Ama işin ilginç tarafı cyberbully çocuğun bu sahte kişiliğinden, ilişkiden hoşlanmaya başlamış, hatta içini dökmeye başlamış olmasıydı. Film aynı zamanda son zamanlarda oldukça artan internet dolandırıcılığına da değiniyordu. Bu sefer bir kadın karakterin yalnızlığından bunalımından faydalanan adam paralarını yürütmenin derdine düşüyordu.

İnternet güvensiz bir yer mi? Cyberbullylerin hikayeleri sosyal medyadan fazla dramatize edildiğinde ve özellikle dolandırıcılık faliyetleri reklam olmaya başladığında bu soru direk akıllara takılıyor. Sıklıkla bir insanı sanal ortamdan tanımanın imkansızlığından ve bu tip şeylerden bahsediliyor. Hele ki mesele aşksa. Oysa orada başlayıp gelişen ilişkiler de artmıyor değil. Aslında internet bir bakıma da sosyopatların mekanı. Onların kendi olabildikleri açıldıkları yer. Kendi adıma konuşayım lise yıllarında çoğu anımı birlikte geçirdiğim arkadaşlarıma anlatmadıklarımı sanal ortamdaki insanlara açtım. Peki neden? Cevap Cyberbully filminin finalinde veriliyor. Kız testere modlu hackerımızı durdurmak için tek ve basit bir şey yapıyor. Bilgisayarı kapatıyor. Yani kontrol gücünü fark ediyor. Evet insanları sanal dostluklara iten de bu işte. Yanlış yaparlarsa o kişilerle yüzleşmeleri gerekmiyor. Bu da gevşemelerine neden oluyor. Peki ya bir cyberbully onlara yaklaşıp sonra reklam ederse. Rezillikleriyle popüler olurlarsa? O zaman ya sahte bir kimliğe bürünmek ya da sanal ortamdan tamamen uzaklaşmak zorunda kalarak sıyrılabilirlerse şanslılar. Yani bu insanlar sanal ortamın güvenli ve korunaklı halini de fazlaca bozuyorlar. Ama diğer taraftan hal böyle oldu diye internetin fişini çekmek de yersiz. Bana göre sanal ortamda başına gelebilecek riskler normal hayatınızda da rahatlıkla gelebilir. Hayatı risklerle yaşarsanız sonunda hiçbir şey yapamaz haline gelirsiniz ki bu doğru değil. Mesele burada ürküp saklanmak değil Cyberbully olmamak, olana da engel olmak. Çünkü internet sahip olduğumuz en değerli toplanma alanımız olmuş durumda.

Sendikalar paramparça edildi ve bir mayıslarda bile ortak bir şekilde çalışamaz haldeler. Farklı meslekler zaten birbirini fazla umursamıyor ama aynı meslekten olanlar da rekabet için birbirini baltalıyor. Hal böyle olunca gerçek hayatta dağıtılmış acı çeken insanlar için bir ortak salon haline gelmiş internet. Sosyoloji buna tersten küreselleşme diyor. Seattle olayları, Arap Baharı, Gezi olayları, Rusya ve Avrupa'da örnekleri görülen pek çok hareket de artık sosyal medyadan beslenir durumdalar tam da bu yüzden. Son dönem ailem de dahil kredi dosya masrafı konusunda bankalarla uğraşan insanlar destek bulmak için yine internete koşuyorlar. Bu da internete farklı bir potansiyel kazandırıyor. Durarara animesinde bu konu çok mükemmel işleniyor. Animede sanal ortamda birleşmiş binlerce kişiden oluşan Dollars örgütünden bahsediliyor. Örgütün başı olan eleman sahip olduğu gücü kullanmaya pek meyilli değil. Doğrusu sahip olduğu gücün farkında bile değil. Ama kullandığı kısıtlı zamanlarda inanılmaz etkili olduğunu görüyorsunuz. Animenin ilginç yönü ana karakterler dışında çizilmiş NPCler ya da olaya henüz katılmamışlar gri renkte silüetler olarak gözüküyorlar. İlk sezonun ortalarında bir bölümde ise bizim eleman bir mesaj atıyor ve o binlerce kişi bir anda gri iken renkli oluveriyor ve bir anda inanılmaz bir toplum baskısı uygulayıp kötü adamları sindiriyorlar. İşte sosyal medya aynı zamanda bu kadar güçlü bir şey. Fikirler burada hızlı bir biçimde binlerce yüzbinlerce insana ulaşabilir ve harekete dönüşebilir. Belki de diğer tehlikelerinin bu kadar göze batırılması tam da bu yüzden. Bir de böyle düşünün.

Animedeki eleman gücünü kullanmaya yeltenmiyordu pek ama ya bunu yapsaydı neye dönüşürdü acaba? Aslında sanırım cevabı biliyorum. Yakın zamanda filmi de yapılan Ender'in Oyunu kitabında, filminde pek az geçirilen ama kitabının yarısı denebilecek bir kısmını kaplayan bir karakter var. Muhtemelen ikinci kitabından sonra o karakter asıl önem kazanacağı için sonraki filmlerine aktardılar sahnelerini. Her neyse karakterimiz Peter, kız kardeşi Valentine ile birlikte sosyal medya üzerinden devlet üzerine propagandalar yapıyorlar. Biri şeytanı diğeri meleği oynuyor ve onların fikirlerinin çarpışması sosyal medyada öyle yankılar uyandırıyor ki geniş kitleler etkileniyor. Peter bu gücü çok iyi bir şekilde kullanarak sosyal medya üzerinden yükselen bir hegemona dönüşüyor. Ancak insanı insan yönettiği pek çok seferinde olduğu gibi pek de mutlu bitmiyor bu hikaye. Gerek komplo teorileriyle gerek siyasi duruşuyla michael sikkofield ya da twitter fenomeni büyük siyaset kahini Fuat Avni bu konuda bizdeki en popüler adaylar. Biri kitap bile çıkarmıştı bir dönem. Batıda standup tadında gösterilere dökmüş olanlar da epey bolca. Böyle tipler aklıma son dönemin en başarılı yapımlarından Black Mirror dizisinin bir bölümünde geçen bir olayı anımsatıyor. Bir bisiklette sürekli pedal çevirip elektrik üreten, buna karşılık verilen parapuanlarla da hayatlarını geçiren insanları anlatıyordu. Onlara tüketmeleri için bir çok reklam ürünü sunuluyordu. Türlü olaylar sonucu zenci abimiz bir isyan ediyor ama sonunda ironik bir şekilde isyanı yine sistemin reklam aracına dönüşüveriyordu. Gerçek niyetlerini hiç bilmiyorum. Sonlarının öyle olmasından korkuyorum. 

Son olarak sanal ortamda tanıdığım insanlar için bir şey söyleyecek olursam. Bilbo Bagins'ten alıntı yaparak "Aranızdan en az yarısını, arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum; ve yarınızdan azını hak ettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum." diyebilirim. Ama iyi ki varlar. Bana çok şey katan insanlar var aralarında. Sanırım onları tanıyabildiğim için şanslıyım. Beni burada takip eden yorum yapan sizler de içimi dökmeye devam etmek için cesaret veriyor. Mutlu oluyorum. Teşekkür ederim.

19 yorum:

  1. Çok güzel yazı. Son zamanlarda ilgiyle takip ettiğim nadir kişilerdensin. Böyle bir gazete köşesi havası, aylık güncel dergidekiler gibi eleştirel yazı tadı var. Ve gitgide daha iyi yazdığını düşünüyorum.
    Bazı bloglarda uzun yazı gördüğümde kaçtığım şu zamanlarda bu sayfayı seviyorum diyebilirim rahatlıkla :))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Cidden mi? Çok sevindim o halde. Doğru yoldayım demektir. İlgin için teşekkürler.

      Sil
  2. iyi yazmışsın. hem içinde hem eleştirerek hem kabul ederek iyi bir saptama. ender'in oyunu, bunun orijinal ismini söyler misin? bilmiyordum bunu. siber buli de iyi isim evet. "ee nolmuş yani" "tabii ki de" çok güzel bir söz. so what yani :) sanırım bir hoş yan da şu, gündelik yaşamda karşılaşamayacağımız insan ve hayatlarla karşılaşıyoruz. bu sanırım bizi zenginleştiriyor, diğer bir yandan da net tabii yoksullaştırıyor. bizim ülkede sanırım spor ve sosyal olanaklar zayıf bu nedenle tüm yaşamını nette veya telefonda geçiren insan sayısı çok fazla. çok boş zamanı olan insanlarız biz ülke olarak. vb. vb. vb. so what işte. bu yazıda yazdıklarını kabul ediyorum tabii. benim de temel yazı konularımdan sadece dilimiz çok farklı. diline de çok sempati duydum. aslında daha önce de okudum yazılarını arada sırada. ilk yorum yapışım. yine görüşürüz ve aramızda olmana sevindim o lord :))

    YanıtlayınSil
  3. aklıma geldi dei avniyi pek bilmiyorum okumadım ama maykılın blogu duruyor halen eski yazılarını okumak keyifli evet. arada girip ilüminatiyi okuyorum onun blogunda :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İlluminati evet. Ben o dalgaya ilk Dan Brown kitaplarıyla dalmıştım. Sonra baya takıntı yapıp ağır araştırdım adamları. Dünyayı yöneten her pisliğin her savaşın kanın ardında olan ama elleri temiz kalan beyefendiler. Çok güzel balolar düzenlerler. İnsanlar bunların aralarına katılmak için bir taraflarını yırtar. Kulüpleri bizim gibi normallerden kendilerini ayırır. Bir satranç gibi kendi aralarında üçüncü dünya ülkelerinin zavallı insanlarının hayatlarıyla oynarlar. Bir de adlarını ve tarihlerini bırakın kapı gibi binaları olduğu kulüp gibi açık açık toplandıkları halde sanki varlıkları şüpheliymiş gibi yaklaşılır. Sikko baya iyi anlatıyordu onları ara ara biraz uçsa da. Kendi de diyor her lafıma güvenmeyeceksin düşüneceksin diye. Öyle boş beleş etkilenerek okumamalı onu. Geçenlerde yayımlanmış yazısını pek de beğenmedim örneğin.

      Kitaba gelince Ender's Game. Çeviride bir değişiklik yok. Devam kitapları da var. Türkiyede Altıkırkbeşten çıkıyor. Üçüncü kitapta ağır felsefeye bağlasa da güzel bir seri.

      Sil
    2. Allahım Ender, ingilizce yani, ben de Ender, Türk ismi olarak düşünüyorum. Ender'in oyunu diye, kim bu Ender yani :) Altıkırkbeş çok iyidir ayrıca, Kadıköy'dedir, sıkıdır :)

      Sil
    3. Evet karakterin adı Ender. Nereden esti öyle koydu hiçbir fikrim yok.

      Sil
  4. Sanal dünya...Ne kadar iyi ne kadar kötü? Ağır konu, ağır soru. Şahsım için daha da ağır ; uzun hikaye.
    Ben de hep Andy Warhol'un'' gün gelecek herkes 15 dakikalığına şöhret olacak '' cümlesini hatırlıyorum.
    Senin alıntına bayıldım, şahane cümle:
    "Aranızdan en az yarısını, arzuladığımın yarısı kadar bile tanımıyorum; ve yarınızdan azını hak ettiğinizin ancak yarısı kadar sevebiliyorum."

    Eh, so what :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Warthol'un sözü bugün çok daha gerçek geliyor kulağa.

      Sil
  5. İlk başta bahsettiğiniz olayı üzülerek paylaştık maalesef,çok haklısınız.Cyberbully filmini çok merak ettim bu arada.Film aradığım bu günlerde iyi oldu.Kalemine sağlık,yine çok güzel bir paylaşım olmuş..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bazen de diyorum belki tüm cyberbullyleri Ali Uçar olayındaki kız gibi rezil etmeli. O zaman durulurlar

      Sil
  6. farklı bakmışsınız olaya evet , fakat doğru da bakmışsınız...Net uçsuz bir okyanus misali , bazen korkutsa da artık vazegçilmezimiz, eskiden şöyleydi böyleydi arkadaşlık diyorlar ama takılmayın gerçke hayatta da kötğsğ köt iyisi iyi, sanalda da öyle:) keyifle ...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İnsan her yerde insan evet. Yanlışıyla doğrusuyla. Aslında dikkat edilir, sorgulanırsa sanalda bile açık verir kişi. Vermiyorsa seni gerçek hayatta da kandırabilir.

      Sil
    2. aynen , ve aslında sanal da olsa canınız yanabilir değil mi en az gerçek kadar zira sanal diyoruz ama klayvenin arkasında sizi acıtanın insan olduğunu biliyoruz:(

      Sil
    3. Doğru söze ne denir. Ama en azından acıları daha kolay kapama imkanımız var.

      Sil
  7. çok iyi bir yazı olmuş...
    uzun olmasına ragmen, sıkılmadan okudum.
    çogu yerinde de, tam olarak duşuncelerimi yazmış dedim.
    Cyberbully filmine gelince, dun denk gelip ilgimi cekmesine ragmen, bir gunde 2 film izlememeliyim diyip erteledigim bir filmdi
    bu yazıdan sonra ilk sırada beklemeye geçti
    belki bugun bilemedin yarın izlenilecek:)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. İzledikten sonra yorumunu ayrıca yazarsın.

      Sil
    2. filmi izleyeli birkaç gun oldu ama anca vakit bulup yazabildim
      filmi izledim ve kızın yerine ben gerildim
      aslında bu ekranlar hepimizi esir almış durumda degil mi
      gerildim çogu yerinde kapatmak istedim
      neyse ki casey ekranı kapattı ve herşey bitti.
      sonunda babasının sesini duydugunda gözlerindeki guven ise filmin bence en guzel sahnesiydi.

      Sil
    3. Oyunculuk çok başarılıydı. Duyguları çok iyi veriyordu Maisie Williams ki filmi en izlenebilir kılan şey bu. İzleyip yorumu unutmadığınız için teşekkürler. Sonunu söylemeseydiniz iyiydi gerçi görüp spoiler yiyenler çıkabilir.

      Sil