1 Şubat 2016 Pazartesi

Mad Max & Fallout & Richter 10 / Kıyamet Senaryoları III - Nükleer Postapokaliptik Evrenler

Kıyamet senaryolarının yanında bir de kıyametin kopup bittiği dünyanın yıkımdan sonra yeniden az sayıda insanla devam ettiği senaryolar vardır ki bunlara kısaca post-apokaliptik yapımlar diyoruz. Modernitenin yarattığı yeni korkulardan en büyüğü kuşkusuz nükleer bomba. Truman bu hadiseyi gayet pişkinlikle "Tarihteki en cesur bilimsel kumarı oynadık, 2 milyar dolar değerinde bir bahis ve kazandık." diye açıkladığı ve nitekim Amerika'nın dünyayı yöneten bir güce dönüşmesini sağlayan o muhteşem ezici güç. Einstein eğer üçüncü dünya savaşı olursa bir sonraki savaş çakıl taşlarıyla olur demesiyle bu ihtimal insanların içini ürperten senaryolara konu olmuştur. Nükleer bomba vurulduğu anda öldürmekle kalmıyor sonraki nesilleri de etkiliyor bunu da unutmamak lazım. Hibakusha dediğimiz bazısı hala yaşayan insanlar dayanılmaz acılar ve deformasyona katlanmak zorundalar. Bunun tüm dünyada olmasıysa hayal edebilecek en korkunç kıyametlerden biri. Daha önceki yazımda bahsettiğim The 100 ve Shannara serileri böyle dünyalarda geçiyor. Bu konuda bilinen yapımlardan son filminin aksiyonu başımı ağrıtacak kadar kesintisiz olan -ki bu benim için bir eksiydi- Mad Max serisi. Su yok, her yer çöl, dünyada eski barbar düzenlere dönülmüş ve her yer deli dolu. Bol bol aksiyon sokuşturulmuş bu dünya türü sevenler için ideal ve yaratıcı. Bizim mehteran orduyu nasıl coşturuyorsa adamlar aynısını metal müzik çalan ve gitarından ateşler falan çıkartan bir maskotla yapmışlar. Dikdatörler orduyu ölüme gönderiyorsa coşturmayı da bilmeli tabii ve bu filmdeki abimiz pisliğin biri olsa da bunu çok iyi yapıyor.


Bir başka önemli yapımsa bir oyun serisi. Skyrim'in de yapımcısı olan bir grup tarafından yapılan Fallout serisi. İyi ve zevkli bir oynanışa karşılık oyun içi hikaye olarak vasat bir kurgu sunuyorlar. Ancak genel evren üzerinde inanılmaz uzun saatler geçirmiş olmalılar ki haklarında kitaplar yazılsa filmler yapılsa yeridir. Fallout hikayesi dünyamızla parelel giden bir evrende geçiyor. Olaylar 1960tan sonra farklılaşıyor. Robotlarla, gelişmiş teknolojilerle yaşayan dünya hala ellilerin havasından çıkamamıştır. Oyun aynı zamanda siyasi olaylarla dünyayı değiştirerek yeniden şekillendirmesiyle de beni çekiyor. Hani yok edildi işte uzatma gerisini demiyor bir anda o dünyaya atıvermiyor yan materyallerle size kronolojik bir tarih çiziyor. Politika döndürüyor ki bu benim gözümde klasik yapımlardan ayrı bir noktaya taşıyor seriyi. Oyunun hikayesine göre 1969'da Amerika eyaletlerini birleştirme yoluna gitmiş. Yetmişlerdeki petrol krizi o evrende ciddi boyutlara ulaşan bir savaşa dönüşmüştür. Tel aviv bir nükleer patlamayla haritadan silinmiş akabinde başlayan nükleer savaşlar dünyanın sonunu getirmeye başlayınca Vault teknolojisiyle insanların dünya normale dönene kadar uyutulması amaçlanır. Bir kısmı kalburüstü takımı kurtarmak bir kısmı da deneyler için yapılmış bu vaultlar hikayenin ana noktası olur. Oyun serisi boyunca pek çok vaultun gizemi çözülür. Nitekim son oyun direk bir vaulttan başlar. Dış dünya ise madmaxteki çöl ortamından çok da farklı değildir. Türlü yaratıkların ortasında insanlar sağ kalmaya çalışmaktadır. Yapımcılar pek çok kişinin saatlerini harcadığı oyun serisinin ekmeğini daha çok yiyecek gibi gözüküyor.

Nükleer felaketin bahsedildiği bir diğer seçtiğim yapımsa Arthur C. Clarke ve Mike McQuay tarafından yazılan Richter 10. Evet kitap deprem konulu bir felaket senaryosunu anlatıyor isminden anlaşılacağı üzere. Ancak ilginç bir seçim yapmış ve bunu nükleer savaş sonrası İsrail tıpkı Fallout'ta olduğu gibi yapacağını yapmış ve . Bu olaylar Amerika'yı inanılmaz ölçüde sarsmış, buna karşılık Çin öyle güçlenmiş ki Amerika'ya Çinli başkan yerleştirip uydu devlet gibi yönetecek duruma gelmiş. Müslümanlarsa Arapların ve Türklerin hatırı sayılır kısmı yok olduktan sonra bir zenci temelli direniş örgütüne dönüşmüş. Yaşanan bu nükleer olayın tek sonucu haritadan silinen ülkeler olmamış aynı zamanda fay hatlarında da önemli bir baskı yaratmışlar. Kitabın başında Japonya'da bir adanın denize gömülmesini görüyoruz ki felaketin boyutlarını açıkça gösteriyor. Ana karakterimiz depremde ailesini kaybettikten sonra kafayı depremlere takıyor ve depremleri önceden bilen bir sistem geliştiriyor. İlk etapta bunu kabul ettirme derdinde ama sonradan çok başka amaçlarının olduğu ortaya çıkıyor. Amaçlarını yerine getirmek için duygusuz kapitalistler, dogmatik öğretilere sıkı sıkıya bağlı müslümanlar ve diğer bir çok sorunla baş etmek zorunda olan kahramanımız güzel bir macera yaşatıyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme