18 Mayıs 2015 Pazartesi

Golem ve Cin - Spinoza Problemi / Tanrı ve Din Üzerine

Narziss ve Goldmund'da tartışmaların büyük bir kısmı din üzerineydi. Goldmund dünyayı ve kötülükleri tanıdıkça Tanrı'nın varlığını kötülük problemiyle sorgulamaya tabii tutuyordu. Karakter daha önce de belirttiğim gibi vebayı aç insanları zorbaları görmüş ve Tanrı'nın eğer varsa kötü ve zorba bir varlık olduğunu düşünmüştü. Ölümüne kadar hep sorguladı öldüğünde de canını alan olarak Tanrı'yı değil annesini kabul etti. Aslında bu davranışın temelinde Tanrı'yı insani bir varlık gibi düşünme inancı var. İlkel insanların yaptığı putları bir düşünün. Zencilerin yaptığı putlar zenci, beyazlarınki beyazdı. Mitolojilerdeki Tanrılar aşık oldular, evlendiler, insani öfke ve hırslarla birbirlerine karşı savaştılar, entrikalar çevirdiler. İnsanın düşünme kabiliyeti O'nu yada onları bundan başka bir halde hayal edemiyordu. Çok tanrılı dönemde kötülük kanıtı diye bir şeyden bahsedilemezdi. Zira iyi olan tanrılar da vardı günah keçisi yapılacak kötü tanrılar da. Hades, Seth ya da Loki başa gelen belaların suçlusu kabul edilmeye hazırdılar. Sorun tüm bunların yerini tek bir tanrının almasıyla başladı. O zaman kötülükler elbette ki son bulmadı insanlar onu doğuran karanlığı yanlış yerde arıyorlardı. Özellikle kitabın da konu ettiği vebanın dünyada kol gezdiği zamanlarda daha çok sorgulandı, isyan edildi. Bir şeyler yapılmalıydı. Cinler ve şeytanlarla kötü cadılarla ilgili hikayeler yaydılar insanlar ama bu da yeterli değildi elbette. Sonuçta Tanrı onların hepsinden daha güçlü olduğu iddiasında değil miydi? O zaman neden durdurmuyordu ya da neden sadece kötülere göndermiyordu lanetini. Masum olduğu iddiasındaki -ki dünyada masum kalmak imkansızdır- insanlar kendilerine neden bunun reva görüldüğünü anlayamıyordu. Cevap aslında kitapların kendisinde bir kıssanın içinde verilmişti. Eyüb'ün kıssasında. O bir peygamberdi, pek çok insandan daha masumdu ve buna rağmen Tanrı onu sebepsizce cezalandırdı. Çektiği acılarla onu sınadı. Müslümanlardaki Eyüp sebatla bekledi ama Hristiyanlardaki neden böyle yaptığını sorma ihtiyacı duydu. O insanların sorduğu aynı soruyu sordu.

Bana açıkça söyle ve seni sessizce dinleyeceğim. Nerede hata yaptığımı söyle... Beni neden kendine hedef seçtin, neden bana nişan aldın 
[Eyüp Kitabı 6:24, 7:20]

Tanrının cevabıysa basitti.

Soruları ben soracağım ve sen cevap vereceksin. Benim adil olduğumu inkar etmeye ya da haklı olduğunu söyleyip benim yanıldığımı söylemeye mi cürret ediyorsun? Senin Tanrı'nınki gibi bir kolun var mı onunki gibi bir sesle gökleri gürüldetebilir misin?
[Eyüb 40: 6-9]




Bizde böyle bir diyalog yok ama sıkı bir sofuya kötülük kanıtından bahsetseniz Allah'ın işine akıl sır erdirilmezden girip aynı yerden çıkacaktır. O kudretlidir ve tam da bu yüzden yapar. Eğer Tanrı sadece kötüleri cezalandıran ve iyileri mükafatlandıran bir varlık olsaydı ona inanmamız gerekmezdi. Sadece doğru bir insan gibi yaşayıp gidebilirdik Tanrı ancak yeni bir anlaşma için hatırlanırdı. Sana ibadet edeyim ve sen bana bunu nasip et. Pek çoğu için zaten böyle bir algı var günümüzde başımız sıkıştığı anda adını anıp sonra unutuyoruz. Ama Eyüp kıssası bize Tanrı'nın daha kudretli olduğunu söylüyor. O istisna yapabilme hürriyetine sahip. Diğer herkesin kurallarından bağımsız ve bu da onun gücünün bir kanıtı. Kutsal kitaplarda bir çok böyle kıssa ile insanla Tanrı'nın hesaplaşmaları anlatılır. Golem ve Cin kitabındaki golem karakterimiz bunları okuduğunda anlamlandıramaz ve o anlatılardaki insanları fazlaca çocuksu bulur. Akıl hocası da şöyle bir karşılık verir.





Bu insanlar dünyanın ilk insanlarıydı. Yaptıkları her eylem aldıkları her karar tam anlamıyla yeni daha öncesinde emsali olmayan şeylerdi. Başvuracakları geniş topluluklar ya da nasıl davranmaları gerektiğiyle ilgili örnek alacakları kimseler yoktu. Onlara yanlışı değil doğruyu seçmelerini söyleyen Yaratıcıları vardı yalnızca. Onlar da çocuklar gibi başlarındaki büyüğün emirleri kendi istekleriyle çeliştiğinde zaman zaman onu dinlememeyi seçmişler. Böylece yaptıkları her şeyin bir sonucu olduğunu öğrenmişler. 


İnsanoğlu tecrübeler kazansa da hep deneyimlerini unutmaya meyilli oldu ve büyük kısmı hep öyle kaldı. Böyle bakınca modernizmin başlangıç yılları Tanrı'nın gücünü iyiliğini varlığını sorgularken büyüğünden bağımsızlığını kazanmaya çalışan bir çocuğun ergenlik dönemi olarak görülebilir. Irvin Yalom'un Spinoza Problemi kitabında bu dönemlerin çok erken zamanları anlatılır. Spinoza din hakkındaki eleştirileri yüzünden topluluğundan kovulur ve bunun sancılarını yaşar. Yurtsuz olmak kötü bir şeydir her ne kadar onun değerlerini benimsemeseniz de. Bazıları için bu kadarı yeterli oldu ama işler büyüdükçe daha ciddileşti. Konumlarının ekmeğini çok yiyen bazı din mensupları geleceği görüp endişe duyuyorlardı ve ellerinden geleni yaptılar varlıklarını koruyabilmek için. Bizde bu savaş hala devam ediyor ama zaten Hristiyanlığın felsefi temelleri sıkıntılı olunca bir de veba en çok Avrupayı vurunca kilise buna bir yere kadar direnebildi ona karşı savaşan güç ince hesaplarını o kadar iyi yapıyordu ki önce zayıfladı sonra ehlileştirildi. Protestanlık muhtemelen Marks'ın kitlelerin afyonu olarak tanımladığı dinin ta kendisiydi. İnsanlara çalışmalarını biriktirmelerini zengin olmalarını ve ancak bu yolla seçilmiş kullara katılabileceğini söylüyordu. Bunun kapitalizm için ne kadar uygun bir zemin olduğunu Weber Protestan Ahlakında açıkça ifade etti. Bu işlem tamamlandıktan sonra iş Tanrı'nın yerine geçmeye geldi. Kapitalizm paranın gücüyle insanlara tapılan bir sistemdir. Bankaların önünde eğiliriz, tüketerek ibadet eder onlara güç veririz. Yenilmez ve ulaşılmaz olduklarını düşünürüz. Ve evet onlar da tıpkı Tanrı gibi iyi ya da kötü değillerdir. İstisna yapma dilediğine güç verip dilediğine hak etmediği cezalar yüklemekte serbesttir. Sebepsizce işten çıkarılabilir bir anda sistemin en üstlerinden dibe vurabilirsiniz. Yaratılan belirsizlikle sistem Tanrının insan yapımı çarpık bir yansıması gibi işler. İnsanın Tanrı, kapitalizmin doğa yerine geçtiği bu yeni dünya düzeninin faydaları da yok değil ama kefeye koyduğumda hala tehlikeli buluyorum. Ergen çocuk artık ebeveyn olmayı başardı ama biz yeni çocuklarına yeterince iyi bakıyor mu emin değilim. Bu yeni ailenin çocukları da isyan edecek oldular ama adı komunizm, sosyolizm ya da anarşizm olan bu isyanlar büyük ölçüde bastırıldı. Yeni isyanlar çıkmaması için ebeveynler bu sefer dersini çalışıp neoliberal tüketim stratejileri geliştirdi. Bir nevi çocuk avutmayı öğrendi. Ha hala rahat duramayan,kurtarabildikleri özgürlüğü kurtarmaya çalışan insanlar var. Umarım onlar hiç bitmez. Çünkü yeni ebeveynlerimiz bize üvey evlat muamelesi yapmaya fazlasıyla meyilli.

10 yorum:

  1. Hangisine değinsem bilemedim, hepsine değiinsem yazıdan bile uzun bir yorum olacaktı. Teodicee; tanrının haklı kılınmasını leibniz adeta bir görev bellemişti. Onun zamanında öyle pat diye reddemezdin, tanrıyı kiliseyi...Onlar ne yaptılar?Savunmada leibniz, spinoza, hume; orta sahada Bacon,Descartes, Locke, Hobbes tekmili birden kiliseyi dünya işlerinden el ayak çektirmeye çalıştılar bazı rasyonalistler "tanrıda var dursun kenarda" derken bazı empiristler "arkadaş ben algıladığımı bilirim" dedi. Sonra ne oldu. pek yakışıklı ve yapılı olmayan forvetimiz Kant tam doksandan filelere çaktı şutu.Gol. Artık metafizik bir yerde, bilim başka bir yerdedir.

    Sonra ne mi oldu? görüyoruz işte daha kantın spinoza'nın adını bilmeyen boş zihinler koskocaman tüketici bir kitle oluşturdu. Ayet der ki:Bilselerdi yapmazlardı.
    Çorba gibi bir yorum yaptım ama çok yoğunum elimden bu kadarı geldi :)
    Kitapları da kaydettim umarım okumaya ömrüm yeter.

    YanıtlayınSil
  2. Ah filozoflar... O filozoflar fazla düşünüyorlar. Düşüne düşüne değerlerin içini boşalttılar anlamsızlaştırdılar. Tamam o para cukkalayan din adamlarına bir şey yapmalı da tümden dinden uzaklaşmak dersen Tanrı yerine yeni bir Tanrı koymak gerekti. E biz oluruz dediler. Bizim sosyologlardan Comte'u unuttun mesela sosyologları peygamber ilan etmişti adam. Yükümüz büyük.

    YanıtlayınSil
  3. Golem ve Cin'i sepete attım sonra tekrar çıkardım bu yazıdan sonra tekrar attım sepete :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Şans verilesi bir kitap. Kurgusu hoşuma gitti. Kültürleri bağlaması dinleri sorgulaması iki karakterin biri bağlılık duyan biri özgür ruhlu karakteri ve yan karakterler falan çok iyi birleştirilmişti. Hafiften bir ihsan oktay anar havası sezdiğim yerler de oldu masalsı anlatım açısından. Hoştu yani öneririm. Tek boyutu din de değil kitapta iyi anlatılmış bir aşk da var da onu herkes bahsediyor farklı yerden gireyim dedim.

      Sil
  4. Hemen geldim okudum. Senin kitap yorumlarini severek okuyorum. her zaman yorum birakmasamda bil ki takiptesin :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler. Yorumlarını esirgeme ama benim için her bir yorum çok değerli.

      Sil
  5. Din tartışmaları, güzel bir aşk hikayesi, iki zıt karakter, hımmmm, galiba kitap bana göz kırpıyor, ama sırada çok kitap var çok. Ne yapacağız bu okuma açlığıyla Lord?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Orwell'ın bir kitabı var Kitaplar ve Sigaralar diye. Fiyatlarını karşılaştırmış ve kitap okumayı daha karlı bile bulmuş. Bırakalım başka şeylere açlık duyacağımız zamanı parayı ve emeği kitaplara yatıralım. Öylesi daha güzel.

      Sil
  6. Din konusunda Spinoza Problemi daha iyiydi...

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Eh elbette. Orada direk ana konu buydu. Burada kültürler din falan biraz daha arka plan. Yine de bilgiler ve mesajlar hoştu.

      Sil