20 Mayıs 2015 Çarşamba

Hopi Reklamı - Wall Street II / Küreselleşme ve Neoliberalizm

Son zamanlar çok konuşuluyor bu Hopi reklamı ve normalde reklamlar üzerine derin düşüncelere girmeyen hatta pek çoğunun basitliğiyle dalga geçen biri olsam da bu reklam epey eğlenceli ve başarılı olmasının yanında sistem hakkında da çok şeyi ele veriyor. Öncelikle şarkısı. Tolga Çevik'in kılık değiştirme konusundaki ünü özellikle "Patron Mutlu Son İstiyor." filminden belli olmuştu zaten. O filmde patronu da aynı kişinin oynadığı zor anlaşılmıştı. Burada da o yeteneğini konuşturmuş hem de ne konuşturmuş. Ustaca kullanılmış teknolojilerle onlarca farklı tarzda farklı görünüşlerde olan insanlar tek bir yüze sahip. İşte küreselleşme son ve olgun haliyle tam da budur. Küreselleşme dünyayı dev bir köye çevirmeye çalışır evet, büyük batılı değerleri en üst kabul eder. Kavram ilk ortaya çıktığında eski modernite içinde milleti ne olursa olsun takım elbise içinde aynı görünen aynı şekilde davranan aynı şeylere ilgi gösteren insanlar için kullanıldı. Tüm dünyada gelişimle birlikte köylülerin kentlileşeceği kentlerin de bir batı idealine göre kendilerini düzenleyeceği iddia edildi. Ama bu sorunlu bir işlemdi. Zira farklılık olmadan tüketim de olmazdı. İnsanlar belli bir şeyi bir kere aldıktan sonra ikincisini hadi onu sattınız üçüncüsünü satmak zordu. Postmodernizmle birlikte farklılıklar ön plana çıkarılmaya başlandı. Küçük güzeldir sloganıyla herkes için ayrı tarzlar oluşturuldu. Kültürlerin tarzlarını koruması desteklendi zenginlik olarak gösterilmeye çalışıldı. Ama yeni modernitenin birbirinden farklı tarzlardaki insanlarla modernite öncesi farklılığın arasında büyük bir ayrım var. O da bu reklamda kendini gösteriyor. Tüm yüzler aynı. İnsanlar farklı giyiniyor olabilir, farklı mekanlara gidiyor olabilir, farklı düşünüyor bile olabilir ama bütün bunlar tek bir tüketim kültürü insanının farklı biçimleridir sadece. Kadını erkeği yaşlısı genci hepsi aynı yüzün farklı şekillere sokulmuş halleridir. Tıpkı reklamda söylediği gibi.


Bu reklam da ilginç reklamlardan. Reklamdaki beyefendi alışveriş yapıyor ama mutsuz. Muhtemelen elbisesi kalmadığı için zorunlulukla almış kıyafeti. Hopi şeytancığımız Tolga Çevik'e bunu söylüyor ve bizimkinin cevabı çok basit. "Ya sen sevmiyorsan ben zaten hiç sevmiyorum." Tüketim etrafımızı sarmış haldedir ve o çılgınlığa kapılmamızı bekler. Ama bunu yaparken zorla kolundan çekiştirmez, kazı ürkütmez. Sevmiyorsan tüketmeme özgürlüğüne sahipsin ne olacak ki deyiverir. Ama bir taraftan da zehrini akıtmaya ikna etmeye devam eder. "Abi sen sevmiyorsun ama..." Fırsatlar anlatılmaya başlanır adam şaşırır yüz ifadesi değişir içindeki bastırılmış tutkular uyanmaya başlar. Nasılsa bir kısmı bedavaya gelmiş oluyor değil mi, bak bazı yerlerde katlanıyormuş da çok hesaplı derken şeytancık amacına ulaşır ve adam bu işten zararlı çıkacağını bilmeden o dükkandan öbürüne doğru sürüklenir. Harcar, harcar ve harcar.


Masalın sonunu göstermiyor tabii reklam ama kredi borçları yüzünden sürünen onca insanı görüyorsunuz. Yazıyı Gordon Gekko'nun Wall Street II filmindeki sözleriyle bitiriyorum. Benim diyebileceklerimi söylemiş kendisi.
"***ilmişten de beter bir haldesiniz. Henüz farkında değilsiniz ama sizler ninja nesilisiniz. Gelir yok, iş yok, varlık yok ama özlemle beklediğiniz pek çok şey var. Geçen akşam birisi bana eskiden "Hırs iyi bir şeydir" dediğimi hatırlattı. Artık yasa dışı değil demek ki. Ama dostlar hırs cebinde 10 lirası olmayan barmenime üç tane birden ev aldıran şeydir. Hırs ailenizin 200.000 dolarlık evinizi 250.000 dolara yeniden ipoteğe sokturan şeydir. Sonra o fazladan 50.000'i kaptıkları gibi soluğu avmde alırlar. Plazma televizyon, yeni cep telefonları alırlar. Bilgisayarlar, çip alırlar. Hatta hatta başlamışken yeni bir ev? Çünkü hepimiz çok iyi biliriz ki Amerika'da ev fiyatları hep yüksektir değil mi? Hırs 11 Eylül'den sonra hükumetin faiz oranlarını tekrar alışveriş yapmaya başlayalım diye %1'e düşürmesini sağlayan şeydir. Trilyonlarca dolarlık kredilere süslü püslü onlarca isim koymuşlar. Açıkçası ben bunların ne olduğunu tam olarak bilen kişilerin sayısının yüzde yetmişbeşten fazla olduğunu hiç sanmıyorum. Ben söyleyeyim size ne olduklarını. Bunlar "Toplu Yıkım Silahları" yani işte bu demektir. Ben yokken hırs daha da hırslanmış ve işin içine biraz da kıskançlık katılmış. Risk porföyü yöneticileri yılda 50-100 milyon dolarla evlerine dönüyorlar. Bizim bankacı şöyle etrafına bakınıyor ve diyor ki "Ne sıkıcı bir hayatım var." Bunun üzerine başlıyor yatırımlarını kaldıraçla artırmaya. 1'e 40 1'e 50 ve bunu da sizin paranızla yapıyor. Kendisininkiyle değil, sizinkiyle. Çünkü yapabilme yetkisi var. Borçlanması gereken kişi sizsiniz onlar değil. Ve işin en güzel yanı da ne biliyor musunuz? Hiçkimse bundan sorumlu değil. Çünkü herkes aynı çanaktan içiyor.

..."

Sanırım bu kadarını çevirmek yeter. Fazlası için filme bir göz atın derim. Diyecek bir şey yok artık bu sözler bizim için de fazlasıyla geçerli.  Geçmiş gençlik bayramın kutlu olsun Ninja Gençliği!

2 yorum:

  1. Hani şu reklamda "paracıklar, paracıklar, katlansın hep paracıklar " diye şarkı söyleyip seviniyorlar ya. İşte o şarkıyı insanlar değil banka söylüyor aslında. :) Yazıda güzel özetlemişsiniz, sonuçta hepimiz o çarkın dişlileri arasındayız, ne yazık ki.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynen. Sevinen kazanan insanların hayatlarıyla oynayan hep bankalar. Ailem konut kredisi işine girince yakından izleme imkanı buldum bu olayları.

      Sil