23 Mart 2015 Pazartesi

Lila - Sana Gül Bahçesi Vadetmedim / Delilik Üzerine...

"Elektrik şebekesi, gaz şebekesi, kanalizasyon şebekesi, metro tünelleri, tv kabloları ve belki de hiç duymadığı kim bilir daha bir sürü özel amaçlı şebeke; sinirleri damarları ve kas lifleri dev bir organizmanın.
Düşlerindeki Devin.
Tüm bunların bir insanın aklının alamayacağı kendine özgü bir şekilde işlemesi esrarlı bir şeydi. Yerin altında uzanıp giden bu tel ve boru sistemlerinden hiçbirinin nasıl düzenlendiğini bilmiyordu. Ama bunu yapan birisi vardı yine de. Gerektiğinde bu kişiyi bulmak için bir sistem ve onu bulacak o sistemi bulmak için de bir sistem vardı. Tüm bu sistemleri bir arada tutan birleştirici güç: Dev buydu işte."

"İnsanları gerçekten seversen bu yüzden canına okurlar. Onlardan nefret edeceksin, fakat onları seviyormuş gibi görüneceksin. O zaman sana saygı gösterirler. Fakat insanlardan nefret etmek ve onları da senden nefret ettirmekten başka yapabileceğin bir şey yoksa yaşamanın ne anlamı var ki? Herkesin herkesten nefret etmesi gereken bu dünyadan bıkmış usanmıştı."




Sözler Robert M. Pirsig'in yarı felsefi tartışmalar yarı da kurguyla ilerleyen kitabı Lila'nın baş karakter Phaedrus'a ait. Fazlasıyla karamsar olan bu görüşler aslında çok yerinde tespitler. Önceki yazılarımda zaten bu dünya için hislerimi anlatmıştım bolca. Umutla umutsuzluk içinde geziniyorum. Bazen uğraşmaya bile değmez buluyorum, o zaman bir hapishane gibi geliyor bu dünya. Hani şu yazımda gerçek bir hastalıktır diyen Dostoyevski'ye katılmıştım ya. O hastalığa yakalananlarının durumunu anca şöyle betimleyebilirim. Bir gün uyanıyorsunuz ve tüm dünyanın garip bir şekilde hala uykuda olduğunu görüyorsunuz. Uyandırmak için uğraşıyorsunuz saatler geçiyor sonra günler haftalar ve hala uyuyorlar. Sizse onların arasına katılamıyorsunuz. Gözleri baktığı her şeyin çürümüş yaşlanmış ölmekte olan halini gören Ejderha Mızrağı'nın Raistlin'i ya da They Live filminde ideoloji gözlüğünü takıp gözünün perdesi açılan reklamlarla kapitalizmin vermeye çalıştığı mesajları gören John Nada gibisiniz. Yalnız kalmamak için birine de o gözlüğü taktırmak isterseniz onu döverek zorlamak zorundasınız. Çünkü kimse bunu görmek sizin durumunuza düşmek istemiyor. Kandırılmışlıklarıyla mutlular. Tabii her zaman bu dünyanın karanlığını bu kadar net görmeniz de gerekmiyor. Dünyanın karanlık yüzüyle biraz yüzleşmenizi sağlayan birkaç deneyim yeterli. Kötü aile deneyimleri, yaralayan bir aşk, bir anda düşülebilen işsizlik çukuru, sefalet, yoksulluk, tekdüze yaşamlar, sahtelikler... Hal böyle olunca çeşitli yollar ararız. Uykuya sığınırız önce tedavi ediciliği bilimsel olarak da kanıtlanmış rüyaların alemine dalarız. Bir kaç günü böyle atlattıktan sonra gördüğümüz karanlığı düşünmemeye çalışırız. Ama bazen özellikle de dünyaya baktığı her seferde o gerçeği gören benim gibiler için bunlar yeterli değildir. İşte bu noktada delilik kapısı gelir. Delilik yeniden çocuk olabilmektir, hep çocuk kalabilmektir. Bir anlamda istediğini yapabilmek, ama bundan suçlanmamaktır. Delilik realiteye tüm o koşuşturmacaya bu kadar boğulmuşken kendine bir dünya yaratıp oraya kaçabilmektir. Kendi Wonderland'ında kendi kurallarınla bazen Napolyon bazen Sezar olabilmektir. Bu dünyadan göçüp gitmeden önceki son sığınaktır. Modernizm delileri hiç sevmedi, üretim hatasıydı onlar. Özellikle katı modernizme göre en büyük ülkü olan daha fazla kazancın önündeki engeldi. Onları şu ya da bu isimlerle damgaladılar terapilere zorladılar dünyalarından mutluluklarından koparmaya çalıştılar. Yapamadıklarında kapattılar tımarhane denen zindanlara sonra orada unutulmalarını sağladılar dünyanın geri kalanı tarafından. Delilik çağlar boyunca hep bir gizemdi. Ortaçağda deliler, bazen şeytanla bazen de tanrı ve melekleriyle ilişkilendirildiler. Şanslı olanların sözlerine itibar edildi, kendilerinin göremediğini gördüğüne inanıldı. Hala çevremde onların gözlerinin perdeleri olmadığından bazı şeyleri daha iyi gördüklerini söyleyenler var. Kim bilir belki de çok haklılar. Çoğunun bizden başka şeyler gördükleri için öyle oldukları kesin. Modernizmde uzun süre dışlanan aynı deliler daha sonrasında hikayeleriyle yeniden seslerini duyurmaya başladılar. Delilik üzerine kitaplar yazıldı filmler yapıldı. Pirsig'in kitabında işlediği bir çok konudan biri delilik ama öyle güzel tarif etmiş ki sırf bu yönüyle bile değerli bir kitap.

"Soralım, 'Eğer dünyada tek bir kişi olsaydı deli olabilir miydi? Delilik daima başkalarına göre vardır. Delilik sosyal ve entellektüel bir sapmadır. Biyolojik bir sapma değildir. Mahkemede ya da diğer her yerde deliliğin tek sınanma yolu kültürel statükoya uygunluktur. Psikiyatri mesleğinin eski rahiplikle bu denli benzerlik göstermesinin nedeni budur. Bunların ikisinin de kişiyi alıkoyup fiziksel olarak kısıtlama yetkisi vardır ve bu yetkiyi statükoyu uygulamada kötüye kullanırlar. Böyle olduğu için de deliliğin tedavisi görevini doktorlara vermek onların eğitimini kötü yerde kullanmaktır.

... Bir doktoru sürdürdüğü entelektüel düzenin çürümüş olduğuna inandırma şansınız, bir polisi koruduğu sosyal düzenin çürümüş olduğuna inandırma şansınızdan daha fazla değildir. Eğer size inanırlarsa işlerini bırakmaları gerekir."


Türkçeye "Guguk Kuşu" olarak çevrilen "One Flew Over the Cuckoo's Nest" filmindeki Cuckoo aslında deliler için kullanılan kafası uçmuş anlamında argo bir deyim. Nasıl çevireceklerini bilemediklerinden Guguk Kuşu demişler. Filmde Jack Nicholson'un mükemmel oyunculuğuyla hayat verdiği McMurphy aslında bir deli değil. Bizim tarihimizde de bir dönem çok yapıldığı üzere delilerin özgürlüğünden faydalanıp, deli raporuyla suçlarından yırtmanın derdinde bir adam. Fakat orada delileri iyileştirmediklerini aksine onları daha kötü yaptıklarını görüyor ve durdurmaya çalışıyor. Phaedrus'un yukarıda dile getirdiği yanlışı yapıyor ve hemşirelere yanlış yaptıklarını anlatmaya çalışıyor. Bu noktadan sonra ise bir kahramana dönüşüyor. Filmi izleyecekler finali için mendilleri hazırlasınlar. Hele benim gibi bu tip filmlerden ayrı bir etkileniyorsanız oldukça çarpıcı bir sonu olduğunu söyleyebilirim. Türkçeye "Akıl Oyunları" olarak çevrilen "A Beautiful Mind" ise normallerin arasına girebilmeyi başarabilmiş bir şizofrenin bunu nasıl yaptığını anlatıyor. Filmde adam şizofrenisinden tümüyle kurtuldu mu yoksa normal numarası yapmayı mı öğrendi biraz meçhul. Aslında bence iki dünyayı birbirinden ayırdı ama birinden tümüyle vazgeçmedi. Sadece bu dünyada rol yapmasını öğrendi belki de. Nitekim Phaedrus da tımarhaneden sıyrılıp normallerin arasına böyle girebildiğini anlatıyor. Fakat bu sefer de insanın hayatını sürekli bir rol olarak yaşaması gerekir. Bu da kendine yabancılaşmasına yol açar. Yalanların sonsuza kadar sürmediği gibi hiçbir roller de sürmez çünkü bir yüktür o ağır gelir insana. Sözlerinin devamında Phaedrus'ta buna katılıyor ve mutlu bir çözüm olmadığını kabul ediyor. Belki de bu yüzden zaten çoğu insan oyunu bırakıp deliliğini kucaklıyor. Şizofreninin mutlak bir tedavisinin bulunamaması bu yüzden olamaz mı?

"Birinci sınıf bir oyuncu gibi rol yapmalı ve kızgınlığınızı gösteren bir bakışa bile engel olmalısınız Yoksa sizi buradan yakalarlar ve bunu hiç denemeseydiniz olacağınızdan da daha kötü bir duruma düşebilirsiniz. Eğer size kendinizi nasıl hissettiğinizi sorarlarsa "Harika!" diyemezsiniz. Bu bir tür deliliğin semptomu olacaktır. Ama 'berbat' da diyemezsiniz. Buna inanırlar ve sakinleştiricinin dozunu artırırlar. 'Eh... Sanırım belki birazcık iyileşiyorum...' demelisiniz ve bunu biraz alçak gönüllü bir görünümle ve yakaran bakışlarla söylemelisiniz. Bu, gülümsemelerini sağlar."


Pirsig deliliği kitabında gerçekten mükemmel bir biçimde analiz ediyor. Ancak söylemeliyim ki felsefik tartışmalarla yüklü ağır bir kitap olduğu için herkese rahatlıkla öneremem. İlginizi çekmeyecek bir dolu şey de bulacaksınız kitapta. Güzel madenlere ulaşabilmek için onları kenara çekmeniz ve sabırla beklemeniz gerekecek bu yüzden ikinci bir kitap öneriyorum o da kendisi de aynı yollardan geçmiş olan Joanne Greenberg'in yarı kurgusal yarı otobiyografik romanı "Sana Gül Bahçesi Vadetmedim." Kitap Deborah adında on altı yaşlarında şizofren bir kızı anlatıyor. Psikanalisti ise çocuklar üzerinde çalışmalar yapan Anna Freud'a öykünülerek yaratıldığını düşündüğüm Dr. Fried. Deborah hayatın sıkıntılarından sıyrılabilmek için kendi wonderlandını yaratmış. Oraya YR diyor. YR'nin aslında karakterin kendi korkularının sözcüsü tanrıları var. Kendine özgü kurgulanmış bir dili var. Bir fantazya diyarından farksız gerçek bir wonderland olduğunu söyleyebilirim. Doktor ise geliyor ve işini yaparak ondan bu dünyayı çekip almaya çalışıyor ve bu kuşkusuz oldukça sıkıntılı olaylar doğuruyor. Yattığı tımarhanede bir çok yaşam tanıyor deliliğin görülmeyen yüzüne tanık oluyor Deborah. Bir çok farklı yaşamla karşılaşıyor. Kitabın en çarpıcı kısımlarından birinde tımarhanedekiler oradan çıkabilmiş birinin öyküsünü dinliyorlar. O gün tımarhanedeki tüm deliler cinnet geçiriyor. Çünkü dışarı çıkmak delilikten sıyrılmak onlar için büyük bir korku halini almış durumda. Sistemin savunucusu rolündeki iyi yürekli doktorumuzsa dürüstlükle gerçeği tekrar tekrar dile getiriyor. "Sana Gül Bahçesi Vadetmiyorum." Gerçek yüzleşmemiz gereken bir şey. Orada mutluluklar da var acı da. Karanlık da var ışık da. İyiler de var kötüler de. Dünya bir cennet değil, hiçbir zaman da olmayacak.

Delilik elbette ki sadece bir kaçış. Tıpkı uyuşturucu, alkol ve diğer türevleri gibi. Mesele Zaman Çarkı'ndaki deyimle acıyı kucaklayabilmekte. Onunla birlikte yaşayabilmekte.Yine de bazen gerçek o kadar sert oluyor ki ara sıra kaçacağımız wonderlandlerimizi arar oluyoruz. Postmodern yeni dünya deliliğin cazibesini anlamış olacak ki çözüm olarak çeşitli şeyler üretti. Fantastik yazının -ki bir diğer adı postmodern masallardır- da bu kadar sevilmesini sağlayan deliliğe duyulan ihtiyaç zaten. Size kaçıp saklanabileceğiniz yeni dünyalar sunuyor. Fantastik dünyaları hayata geçirme düşü ise bir çok online oyuna ilham vermiş durumda. İnsanlar gençleri online oyuna bağımlılıkla suçlarken hayatın orada daha kolay olduğunu orasının bir kaçış alanı olduğunu unutuyorlar. Ayrıca bir grup hayalperestin toplanıp aynı dünyaya beraber girip yaptıkları rol oyunları (FRP) da vardır ki tadından yenmez. Büyük şehirlerde oturanlar bir frp kafelere uğrayıp sorsunlar dinlesinler. Hatta bunun yeni versiyonu olan LARP var. Onda bir film-dizi oyuncusu gibi artık tamamen karaktere bürünüp öyle oynuyorsunuz rolünü. Deneme fırsatı bulmadım ama eminim çok eğlencelidir. Kısa kaçışlar için biraz çocuk olabilmek için elimizde bulunan güzel seçenekler bunlar. Her şeyi unutmanızı sağlamıyor ama biraz mola veriyorsunuz bu da size bir süre daha dayanmanız için yetiyor.

21 yorum:

  1. kendi içindeki gelgitlerden dolayı ve Deborah'ın duygularını okuyucuya geçirmedek başarısından dolayı çok beğendiğim bir kitap "Sana Gül Bahçesi Vadetmedim". YR'i merak etmemek mümkün değil. acaba tüm şizofrenlerin ikinci dünyaları bu kadar zengin midir?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Bazılarının da bundan daha karanlık da olabiliyor tabii. Onlar için de hayat o kadar gül bahçesi değil. Arkadaşım psikoloji okuduğundan onun hastanede staj yaptığı zamanlardaki gözlemlerini dinleme fırsatı bulmuştum. Kitapta onun dedikleriyle çok benzer şeyler geçiyordu. Bu bakımdan çok başarılı. İçinde olmasa işin bu kadar iyi yazamazdı.

      Sil
  2. "Sana Gül Bahçesi Vadetmedim." ve "Guguk Kuşu" ikisi de okuma listemde. İki kitabın da iyi olduklarını çok duyuyorum. Bir de ben okuyayım bakalım.
    Bu arada yayınınız çok güzel olmuş. Sevgiler

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sağolun. Guguk kuşunun sadece filmini izleyebildim ve çok başarılıydı. Kitabını bulursam ben de okuyacağım.

      Sil
    2. ben sahaftan almıştım. bende kitabı okuyunca filmini izlemeyi isterim.

      Sil
  3. bende guguk kuşunun filmini izledim vede beğendim..kötü bir okuyucu olarak "sana gül bahçesi vadetmedim" kitabınıda inşalah okurum ;) ... kitap hakkındaki analiziniz çok beğendim..teşekkürler..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Beni gerçekten etkilemişti o kitap. Okuyunca izlenimlerinizi gene buradan paylaşırsınız.

      Sil
  4. sana gül bahçesi vadetmedim adlı kitabı yıllar önce okumuştum. Ancak Lila'yı henüz okumuyorum.
    Lila'dan paylaşım yaptığınız kısımlar ne yazık ki günümüz ilişkileri için geçerli durumlar..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Lila Zen Motorsiklt Sanatı'nın devamı. Okuyacaksanız önce o kitaptan başlayın. Ama yazıda belirttiğim gibi felsefe seviyorsanız önerebileceğim bir kitap.

      Sil
  5. Şimdi okuyunca yeniden yaşadım kitabı, çok farklı bir dünya olmalı..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çoğumuzun vardır öyle hayali dünyası hayali dostları falan da büyüdükçe unuturuz aslında.

      Sil
  6. Kısa kaçışlar için biraz çocuk olabilmek için elimizde bulunan güzel seçenekler bunlar. Her şeyi unutmanızı sağlamıyor ama biraz mola veriyorsunuz bu da size bir süre daha dayanmanız için yetiyor.

    çok doğru,arada kısa kaçışlar yapmak lazım

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Hemen daha şu an okuduğum kitaptan bir cümle paylaşayım.

      " Düş gücünden yoksun olanların salt çevrelerinde gördüğü gerçekliğe dayanarak sonuca varmaktan başka çareleri yoktur. Oysa engin düş gücüne sahip olanlar kendilerinin tasarladığı sağlamlaştırılmış şatolar kurmaya ve pencerelerini de sımsıkı kapamaya eğilimlidirler."

      Hangisi daha güzel size kalmış ama ben bazen tamamen kendi uçuk hayallerimle bazen bir kitapla bunu yapmayı çok seviyorum.

      Sil
  7. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim kitabını lise yıllarımda okumuştum ama 15 sene felan geçmiş unutmuşum.O zamanlar bu kitap çok ağır gelmişti:)Guguk kuşunu da çok merak ediyorum gerçekten.Kaleminize sağlık..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sana Gül Bahçesi Vadetmedim bana çok etkileyici gelmişti ama o yıllar için biraz ağır gelebilir doğrudur. Biraz empati gerekiyor okuyup anlayabilmek için. Ben kendim sürekli hayali alemlerde yaşayan biri olduğumdan çok yakın hissetmiştim.

      Sil
  8. Vay! Çok etkileyici , epey emek verilmiş bir yazı. Tebrik ederim ,çok beğendim.

    Benim için o kaçış "okuma" eylemi ile mümkün oluyor , ilgimi cektiyse roman, karakter ben oluyorum sanki. Kopuyorum gerceklikten. Bu nedenden mi bilmem özellikle son bir iki yıldır hoslanmadigim / merak etmediğim kitapları zinhar okuyamiyorum.

    Tıp fakültesinde iken psikiyatri çok ilgimi cekerdi ancak psikiyatrlar en fazla angarya evrak işi yapan ve malesef terapi eğitimi almayan doktorlar, hevesim söndü bunu anlayınca. Yine de bazen keşke diyorum..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Okumak pek yetmiyordu bana o yüzden frp ve rpye sarmıştım. Ama evet ben de psikiyatriye ilgi duymuştum. Sonra psikolojiye kaydı ama eğitim sistemi sağolsun matematikte kötü olduğumdan imkansızdı. Ben de biraz büyülttüm işi sosyolog oldum.

      Sil
  9. sana gül bahçesi vadetmedim kitabını okuyalı yıllar oluyor belki 13-15 sene.ama çok etkisinde kaldığım ve üzerinde çok düşündüğüm bir kitaptı.uzun sürdü okuması ,gidip gidip geri geldim sayfalarda.kimi zaman tehlikeli kimi zaman gizemli kimi zamanda uzak gelsede müthiş bir deneyimdi.okumayanlara tavsiye ederim.ama her kitabın bir zamanı var sanırım.zamansız okuduğunda yarım kalabilir..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Empati kurabilmek için biraz kendini açabilmen gerekiyor kitaba. Hani delileri korkulup uzaklaşılası varlıklar olarak bakan biriysen bilgin de o kadarsa sıkabilir evet.

      Sil
  10. Benim için kötü anıları olan bir kitap... yarısında bıraktım... ismini duymak bile tuhaf hissettiriyor...
    çünkü...... ablam şizofren.. ve çok çok zor günlerimiz oldu... şimdilerde ilaçlarını düzenli alıyor ve çok şükür eskiye göre harika sayılır..ama ne yazıkki asla normal gibi olmayacak... zaman zaman krizleri oluyor...ailecek çok çektik ve çekmekteyiz..ama şükrüler olsun bugüne....ve allah kimseyi ruhsal hastalıkal sınamasın..bu kitap beni acıtıyor sevmiyorum ..gerçi okumaya başladığım yıllar çok gençtim .. çok daha hassastım..ama şimdi de okumam asla...
    http://loveandsmile.wordpress.com/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok çok geçmiş olsun. Durumunuzu anlayabiliyorum benim de çok da uzak olmayan bir akrabam da o hastalıktan muzdarip. Çektiklerini ben de görüyorum. Yalnız kitap aşırı olayları dramatize etmeden anlattığı için olumsuz etkilemiyor fazla. Bir şizofren için bu dünyada tutunacağı sebeplerin olması gerek bıçak sırtı bir hayatları var ve çok hassas oluyorlar. Delilik biraz da sığınak oluyor onlar için. Gerçekliği kavrayabilseler de ağır geldi mi vücutları onları krize gönderiyor. Yazarın kendisi de yaşadığından mükemmel anlatmıştı.

      Ablanızı daha iyi anlamak adına deneyebilirsiniz bence.

      Sil