2 Nisan 2016 Cumartesi

Mucize - R. J. Palacio / Otizm Farkındalık Günü ve Bir Engellinin Yaşamı Üzerine

1980'de yayımlanan kitap uyarlaması Elephant Man'i duymuşsunuzdur. Film antropolog Ashley Montagu'nun anlattığı gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanmıştır. David Lynch'in yönetmen koltuğunda oturduğu film suratı deforme olmuş, parlak zekalı bir adamın hayata tutunma çabası anlatılır. İnsanlar onun hiçbir yönüne bakmaksızın sadece suratıyla yargılar. Onu sergilemeye üzerinde çalışmalar yapmaya çalışır. Oysa fil adamımız görünümü dışında normal biri olduğunu, onlardan farkı olmadığını, bir insan olduğunu ısrarla anlatmaya çalışsa da bir türlü bunu başaramaz. Hatta filmin tren garında üzerine insanlar gelmekte olduğu sırada "Ben hayvan değilim. Ben bir insanım." diye bağırdığı bir sahne vardır ki izleyen herkesin yüreği cız eder. Sonu ise oldukça trajiktir. 



R. J Palacio benzeri bir durumu hikayeleştirmiş. Deformosyonla doğmuş olan August'un hayatı anlatılıyor. Kitabın ilk cümlelerinden Elephant Man'in o haykırışını yaparak yüzü dışında kendisinin normal bir insan olduğunu ama hiç kimsenin bunu gerçekten göremediğini söylüyor. Bu konu türü ne olursa olsun engelli insanların öncelikli yarasıdır. Özellikle August'un durumundakiler gibi gözle görülür engele sahip olanlar hep toplum tarafından o yönleriyle düşünülürler. Sakat, kör ya da sağır olmanıza, spastik olmanıza, duruşunuzdaki yüzünüzdeki boş bakışlara bakılır. Bu tanımlarla yargılanırsınız. Birbirlerine davrandıklarından farklı özel tavırlar sergiler, ya da alay etme, kaçma gibi eğilimler gösterirler. Özellikle August'un durumundaki çirkinlik ögesi işin içinde olunca iş iyice karmaşık bir hal alıyor elbette. Ömrü boyunca insanların ona bakması, bakışlarını kaçırması gibi durumların ağırlığıyla yaşamış çocuğumuzun sonunda bir okula başlaması gerekiyor. Babasının tüm muhalefetine rağmen annesinin çabalarıyla yazıldığı okulda bir kısım iyi kalpli insanlar tanıdığı hatta umutlarının ötesinde güzel bir başlangıç yaptığı halde işlerin onun için kötüye gitmeye başlaması gecikmiyor. Bir kısım öğrenci aralarında ona ya da onun dokunduğu şeylere dokunmanın bir tür veba gibi hastalık yayacağı yönünde bir söylenti çıkarıyor. Tüm öğrenciler bu hayali hastalığı ortaklaşa tasarladıkları bir afaroz etme oyununa çeviriyorlar. 

Kitap karakterlerin birinci ağızdan kendilerini anlatmaları üzerinden ilerliyor. Basit dili sizi kendinize çekiyor ki bir günde okuduğum bir kitap oldu. Her bir karakter aslında engellinin yaşamında olası bir kişiyi sembolize ediyor ve güzel seçilmiş. August malumunuz, bir ablası var Via. Via kardeşinin durumu yüzünden ona karşı hep korumacı olan, kendi dertlerinden çok daha kötüsünü yaşadığı için üzülen bir abla figürü olarak çıkıyor karşımıza. Böyle durumlarda ailenin tüm ilgisini özel çocuklar toplar. Diğer çocuk çoğu durumda hayatla sorunlarında yalnızdır ve kendi kendine bakmak durumunda kalır. Sevgiden bir parça yoksundur. Hatırlarsanız geçen yıl bahsettiğim Cam çocuk kitabında kardeşi bu yüzden ona bileniyordu. Via böyle düşüncelere kapılacak oluyor ama kendini suçlayıp vicdan yaparak vazgeçiyor. Okuldaki arkadaşlarına onu anlatmalı mı gizlemeli mi bir türlü bilemiyor. Hayatına dahil olduğu noktalarda ondan bir parça utandığını fark ediyor. Yani her anlamda engelli kardeşi olmanın nasıl bir şey olduğunu dinliyoruz ağzından.

Okuldaki karakterlerse ayrı ayrı renkli ve hikayenin gidişatında çok güzel işlenmiş detaylar. Okulun kötü çocuk modunda takılan insanı Julian kitabın Malfoy'u olmuş Auigiee'nin başına çoraplar örüyor, insanları ondan uzaklaştırma çabasına giriyor. Jack Will başta okulun ve ailesinin üzerinde toplumsal baskı kurmasıyla onunla zoraki bir dostluk başlatıyor. Evet bu özel çocuklara öğretmen ya da aile eliyle sık yapılan bir durumdur. Sırf bu yüzden para bile talep edilir. Çocuğa sahte bir mutluluk yaşatarak işleri yoluna koyulacağı sanılır. Ama bu zoraki ilişkiyle August'u özelliğiyle değil kendisi olarak tanıma fırsatı buluyor. Zamanla alışıyor, onun normal hatta bazı açılardan çok havalı olduğunu keşfediyor. Bu noktadan sonra toplumu mu seçmeli yoksa onun yanında mı kalmalı ikileminin ortasında kalıyor. Summer ise hikayeye katılmış ufak bir romantizm ögesi. Güzel ve çirkinin güzeli, Notre Damm'ın Kamburu'ndaki Esmeralda gibi yerleştirilmiş bir figür. Aslında çocuğa insan olarak yaklaşan seven ilk kişi denebilir. Ona çok yardımları dokunuyor. Bunun yanında Via sayesinde hikaye giren sırf kız için çocuğa iyi davranmaya çalışan Justin var örneğin. Kitapta onun bölümünü neden noktalamasız yazmışlar anlamasam da hoş bir detay. Via'nın özel durumunu insanlara anlattığında elbette ki öyle bir hayatın ortasına doğduğu için ona üzülen insanlar çevresinde toparlanıyor. O bunu fark etmese de bunun gücünü kendi popülerliği için kullanan Via'nın hikayesini sahiplenen Miranda var bir de. Bunların hepsinin ayrı ayrı dilinden okurken önce geriye dönüp karakteri tanıyor sonra olayların akışındaki rollerine tanık oluyorsunuz.

Elephant Man'e göre fazlasıyla umut dolu pembeleştirilmiş bir hikaye olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca yazarın tam bir geek olduğunu düşünüyorum. Zira Star Wars'tan LOTR'a bir çok güzel ayrıntıyla süslenmişti hikaye ve çok hoşuma gitti. Engelli olmanın bir gün herkesin kazanabileceği bir statü olduğunu unutmayalım ve onları anlamaya çalışalım. 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü'nün hepimizin kalbinde anlam bulması dileğiyle.

3 yorum:

  1. Bu konuyla ilgili hem film hem de kitap önermiş olmanı çok yararlı buldum. Otizm konusu her ne kadar göz önünde olsa da kitap ve filmlerle daha çok beslenmesi gerektiğini düşünüyorum. Filmi izlemiştim ama bu kitabı sayende öğrenmiş oldum. Yazı için ellerine sağlık, benim de ufak bir film tavsiyem olsun otizm konusunda. Filmin adı Temple Grandin, eğer izlediysen görmemezlikten gelebilirsin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Geçen sene de bol bol öneride bulunmuştum bu konuda. Dediğin filmi izlemedim ama ilk fırsatta izleyeceğim.

      Sil
  2. Bende bu filmi izlememiştim hemen izlemeliyim teşekkürler hatırlattığın için

    YanıtlaSil