10 Ağustos 2015 Pazartesi

Toplumun Mcdonaldslaştırılması - George Ritzer / İş Yaşamı Notları (Verimlilik, Hesaplanabilirlik, Öngörülebilirlik, Denetim)

Geçtiğimiz ve ortadan kaybolduğum bir ayı özel sektörde çalışarak geçirdim. Kendime ayırıp şuraya bakacak zamanı inanın bulamadım ama bu sayede yüksek lisans öncesi -olursa tabii- hem para kazanma imkanı buldum hem de dersten ve kitaptan gördüklerimi sahada analiz etme imkanı buldum. Bugün biraz diğer yazılarımdan farklı olarak şirket hakkındaki gözlemlerimi George Ritzer'in "Toplumun Mcdonaldslaştırılması" ve "Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek" kitapları ışığında konuşacağım. Kitaplarda Mcdonalds şirketleri başta olmak üzere bir çok günümüz şirket yapılanmaları üzerine analizlerde bulunuluyor. Bilimsel takılıp teknik bilgilere fazla boğulmadan bunu yapıyor olması okunabilirliğini kolaylaştırıyor. Sözünü ettiğim ilk kitap ilk basımını 1998'de yapmış. 2000lerde özellikle internet ve akıllı telefonlar sayesinde pazarda meydana gelen değişimler sonucu üzerine söylenecek daha fazla şeyin ortaya çıkması, bunun yanında gerekli düzeltmelerin olması ise ikinci bir kitabın çıkma ihtiyacını doğurmuş.Yani  "Büyüsü Bozulmuş Dünyayı Büyülemek" kitabı "Toplumun Mcdonaldslaştırılması"nın güncelleştirilmiş bir devam kitabı denebilir. Sadece biri okunsa da anlaşılır ama derinlemesine anlamak ve daha fazla örnek için ikisini de okumak faydalı. Gelelim benim kendi küçük gözlemlerime. Bir ayda envanter sayımı dahil market içinde görebileceğim her şeye tanık olacak kadar şanslıydım. Ancak yine de bunun profesyonel bir analiz olmadığını belirtmek isterim. Yine de bu tip şirketlere girenlere iyi bir kaynak olabilir sanırım.

Ritzer'e göre günümüz şirketlerin ya da onun deyimiyle Mcdonaldslaştırılmış kurumların temel aldığı 4 şey vardır: Verimlilik, Hesaplanabilirlik, Öngörülebilirlik, Denetim. 




İlk olarak verimlilikten bahsedelim. Çalıştığım market discount sistemiyle çalışıyordu. Kelime anlamıyla indirim mağazacılığı anlamına geliyor. A101 ve BİM bu tip marketlerin en bilinen örnekleri. ilk olarak BİM tarafından ortaya "Toptan fiyatına perakende satış" söylemiyle ortaya atılan bu sistem malı ucuza satıyor. Buna karşılık mağazadaki her şeyi kısıtlı kullanarak verimlilik arayışına gidiyor. Elbette ilk olarak çalışan sayısından kasıyor. Az sayıda çalışan olması dönüşümlü olarak bir kasiyerin aynı zamanda reyon görevlisi gibi çalışabilmesi hem de mağazanın temizliği ve düzeninden de sorumlu olması anlamına geliyor. Çalışma saatleri postfordist esnek üretim koşullarına göre düzenlenmiş. Full time bir çalışan sabah 8:30da iş başı yapmışsa, akşam 6da çıkıyor. 13:30'da iş başı yapılmışsa da 10:30 gibi çıkıyor. Peki esneklik bunun neresinde? Şurada. Bir kere mağaza sorumlusu istediği durumda seni daha geç çıkarabilir. Bu çoğu zaman doğru dürüst kayda bile geçmez ama normalde hak olarak bir gün erken çıkartıp onu kapatmalıdır. Ayrıca haftada bir gün izin verilirken bir çalışan izin aldığında diğerleri onun yerine full çeker yani 8:30-10:30 arası çalışır. Bunun yanında ihtiyaç durumunda iş veren belli saatler dışarı gönderip akşam geri çağırma hakkına da sahiptir. Ancak asla olmayan bir şey vardır. Karşılığında o ay içinde izin erken çıkma gibi bir durum yaşamamışsanız dahi asla fazla mesaiden ücret alamazsınız. Kasada çıkan açıklar şirketin değil sizin sorununuzdur. Ay sonunda bunun borcunu ödemeniz gerekir. Bir ay içinde atıyorum 30 lira açık vermişseniz bunu geri verdiğinizde bir gün bedava çalışmış gibi olursunuz ki benim gibi sözelciyseniz matematik beyninizi çabuk yoruyorsa bu çok feci bir durum. Bir yerden sonra hatlar karışıyor hata yapıyorsunuz ve bum kasada açık çıkıyor ve bir bakmışsınız o gün aslında bedava çalışmışsınız.

Çalışan kadrosu büyük oranda gençlerden oluşuyor. Gençler yeni dünya düzeni için oldukça önemli özelliklere sahipler. Bir kere hayatta sorumlulukları daha az ve daha az para onlar için tatmin edici olabiliyor. İkincisi risk almaya ve şirkete girişte anlatılan bakın bu şirkette yükselmek çok kolay bir bakmışsınız bir gün mağaza sorumlusu hatta bölge sorumlusu ve hatta CEO olmuşsunuz! Bu umut çalışanları daha sıkı çalışmaya sevk edecek hırsı kamçılıyor. Ha gerçekten yeni büyüyen bir Discount sistemi için şu an oldukça hatırı sayılır bir kariyer imkanı olduğu doğru. Ancak bu zorlu bir süreç. Bir kere aşağıda yani kasa bağlama sürecinde en azından çalıştığım şirket hesaplamaların tümünü sorumlulara bırakıyor eh haliyle bu süreci verimsizleştiriyor ve hatalara yol açıyor. Bu hatalar bazen kasiyerin üstüne kalırken sorumlu bulamadıklarında iş onlara kalıyor. Marketle ilgili tüm kararlar onların elinde ve envanterde hata yaparlarsa, gereğinden fazla fire verir iyi satış yapamazlarsa inceleme altına alınıyorlar. Ayrıca tüm kasiyer ve çalışanlar gibi sorumlular da tek bir mağazada çalışmalarına devam etmiyorlar. Bir mağazadan diğerine sonra bir başkasına gönderiliyorlar. Bu daha iyi mağazalar olduğu gibi daha kötüler de olabiliyor. Aynı zamanda bu sektörde çalışanların hiçbirinin bu işi uzun süreli düşünmedikleri ve işe bağlılığın çok da sağlanamadığı bir gerçek.

Verimlilik bağlamında son bahsedeceğim konu ise koli sistemi. Özellikle hard discount denilen sistemle çalışan bahsettiğim iki mağazada kullanılan bu sistemde çoğu üründe koliden çıkarıp malları dizmekle uğraşılmıyor böylece zamandan kazanılıyor. Hatırlatalım çalışan sayısı zaten azdı. Koli sistemi basit. Mallar kolilerinde duruyor ve perforaj dediğimiz ön kısımlarının müşterilerinin göreceği şekilde açılması şeklinde bir sistem kullanılıyor. Bazı kolilerin perforajı direk üzerinde bulunurken bazılarına gülen surat dediğimiz oval şekilde kesimle çalışanlar açıyor. Bu işlemi sürekli ama sürekli yapmaları gerektiğinden çalışanlar yanında maket bıçağı ile dolanıyorlar. Bir koli azaldığı zaman içindeki ürünler boşaltılıp boş koli atılıyor ve yerine yeni koli yerleştiriliyor. Fazla ürün ise mümkünse üzerine değilse arkasına dökme yapılıyor. Burada dikkat edilecek kural FİFO (first in first out) sistemidir. Anlamak zor değil. Önce gelen ürünün SKT'i daha önce bitecektir. Bu yüzden öne çekilir. yeni ürünler arkalara kaydırılır. Bu şekilde firenin azaltılması amaçlanır. 

Bir diğer meseleye geçelim: Hesaplanabilirlik. Bilindiği üzere modernizmle birlikte kaliteye olan vurgu yerini zamanla iki şeye bırakmıştır. Dış görünümün göz alıcı hale getirilmesi ve miktara dikkat çekilmesi. Koli sisteminde özellikle abur cubur reyonlarında üst üste dökme yapılarak ürünün miktarının çok olduğu şeklinde yanılsama yaratılır. Dolu görüntü müşteriyi çeker. Koliler hesaplanabilirliği de kolaylaştırır. Envanter sayımları yapıldığı durumlarda normalde arkaya yapılan dökme kolilerin bozulmaması için öne alınır ve koliler sayımı kolaylaştırır. Bunun yanında kalite olarak daha düşük olan mağazanın kendi imalatı markalar aynı ya da daha ucuz fiyata miktar olarak daha fazla verilir. Miktar fazlalığı yoluyla da açık kapatılmış olur. Kasa hesabından zaten bahsetmiştim. Her şey çalışan için ekranda zaten verilir. Bilgisayar hesaplamıştır. Müşteri için de fişlerde para üstüne kadar her şey yazılmış olacağından tek yapması gereken doğru incelemektir. 

Burada belirtilmesi gereken önemli bir konu ise kar hedefleri. Videoda dediği gibi Soma'da çalışan işçiler kar hedefini tutturmak için öldüler. Baştakiler şirket olarak yüksek kar hedefleri koyarlar. Bu hedef en alttaki mağaza sorumlusuna kadar yansır. Tutturamadığı noktada cezası ya çıkartılmak ya da düşük bir mağazaya gönderilmek olabilir. Tutturursa önce tebrik edilir sonrasında hedef büyütülür. Her türlü bir gün başaramayacak ve kaçınılmaz sonla yüzleşecektir. Bu sonu geciktirmek için yukarıda dediklerimin yanısıra filmde mandıra filozofunun da bolca anlattığı her türlü yolu kullanmak zorunda kalır. Çalışanı ezer, malını satmak için müşteriyi kandırmaya çalışır, yolsuzluk yapar, güvenlik önlemlerinden kısar ve daha bir sürü şey yapabilir. Bunu ona zorlayan sistemin bizzat kendisidir. Uzun vadede bakıldığındaysa, müşteri sorun yaşadıkça mutsuz olur ve mağazayı bırakır çevresine de kötü anlatır ve bunun sonucunda müşteri kaybeder. Çalışan baskı sonucu kısa sürede işi bırakır bu da sürekli yeni çalışanla çalışmayı gerektirdiği için çalışma süreçleri verimi düşürür. Ayrıca uzun süre çalışma ve hem mağaza hem reyon içinde çalışıyor olması da yine verimi düşürür. Tüm bunlar kar hedefi meselesini bir balona çevirir. Balon patladığında tüm sistem çökecektir. Bundan en büyük zararı da en alttakiler görecektir. Mandıra filozofunda bu durum ayrıntılı olarak açıklanır.

Gelelim dört temelden üçüncüsüne: Öngörülebilirlik. Bu tip mağazalara birkaç kez olsun gitmişseniz Türkiye'nin neresine giderseniz gidin mağazanın dışarıdan görünümü, reyonların ve reyonlardaki ürünlerin yerleri, çalışanların giyimleri, davranışları, hitap ediş şekilleri hatta kullandığı espri ve cümleler şirket tarafından önceden belirlenmiş kurallara göre şekillenmiştir. Müşteriler için öngörülebilirlik günlük ilişkilerde huzur sağlar. Adam neyi nerede bulacağını bilir çalışanlarla olası yaşanacak sorunlar minimalize edilir ve onu düşünerek yaratılmış özünde tek bir maskeyle muattap olur. İşçiler için de bir bakıma kolaylıktır bu. Günlük hayatta insanlarla konuşurken iki kelimeyi bir araya getiremiyor olabilirsiniz ama burada bir robot gibi aynı kelimelerle gayet rahat işi götürebilirsiniz. Ne giyeceğim derdi yoktur tıpkı okul gibi formanızı giyer geçersiniz. Kasa bile bir çok şeyi sizin için hesaplıyorken düşünecek fazla bir şey kalmaz. Ancak sorun da burada başlıyor. Dokuz saatinizi geçirdiğiniz bir şirkette kendiniz olamamak kötü bir durumdur. Sürekli belli bir maskeyle yaşayan insanlarda Marks'ın yabancılaşma, ya da Richard Sennet'in postmodern şirketler üzerine çalışmalarından sonra kullandığı tabirle karakter aşınması dediğimiz olay oluşur. Kişi kendine ve işine yabancılaşır. Ürettiği ve kendini tanımlayacağı bir şey olmaz. Dahası kendi gibi değil şirketin istediği gibi davranmak durumundadır. Hem de uyanık geçirdiği saatlerin fazlasıyla geniş bir kısmında. Bunun sonucunda kişi varoluşsal bunalıma girer. Mutsuzdur ve içinde dolduramadığı bir boşluk vardır. Bu boşluğu doldurmak için sistemin ona verdiği şeyleri tüketir. Ama bunlar bile bir yerden sonra tekdüze işlemlerdir ve zevk vermezler. O boşluk asla dolmaz. Bu yüzdendir ki bunalım yeni çağın hastalığıdır. 

Ve sonuncusu Denetim. İş yerinde verimliliğin ön koşulu insan bilgisine değil makinenin o tekdüze ama şaşmaz zekasına güvenmektir. Bütün hesapları kasanın bilgisayarı sizin için yapacaktır. Hatta kasadaki parayı da girdiğiniz işlemler üzerinden kayda tutacak şirkette sigortalı olan 300 liranın üstünü sorumlulara teslim etmeniz için sizi uyaracaktır. Size kalan tek şey para üstünü doğru sayıp vermek. Bununla birlikte avmlerin marketlerinde bu iş için bile çalışana ihtiyaç yok. Ritzer'in deyimiyle müşteri işe koşuluyor. Basit birkaç işlemle ürünlerini kendi okutuyor parasını uzatıyor ve makine para üstünü ona veriyor. Bankacılara olan ihtiyacı azaltmak için ATMlerin kullanılmasıyla aynı mantık. Yavaş yavaş yaygınlaşıyor ve belki ilerde tüm kasiyerlik mesleğinin sonu olabilir. . Kasiyer kasada geçirdiği zamanı bilgisayarın kontrolünde yaşar. Yönetmelik ve kurallarsa diğer her şeyi belirler. Daha önce de bahsettiğim gibi davranışlarına kadar ne yapacağı bellidir. Bölge sorumluları sık sık gelir ve mağazaları denetler, ana kasadaki parayı sayar alır belli aralıklarla envanter sayımı yapar. Mağazanın başarısını değerlendirir. Kameralar bir başka denetim aracıdır. Onlar sadece hırsızlık önleme aracı değildir. Aynı zamanda mükemmel bir denetim aracıdır. Çalışanlar sürekli izlendiklerini bildiklerinden sürekli kontrollü davranırlar. Kamera karşısında hep birinin bulunma ihtimali vardır ve bu korku en etkili denetimdir. Nitekim hırsızlık olaylarında da kameralar çoğu zaman mağazalar için yetersiz olsa da yerlerinin ve sayılarının bilinmemesi cesaret kırar. Faucault'un panoptik gözetim adını verdiği bu sistem hem ucuz hem de epey yararlıdır. 

Eh 1984'te denildiği gibi

Büyük Birader Seni İzliyor!

9 yorum:

  1. Aslında şunu da ekleyebilirmişim.

    "Hepimiz heba oluyoruz. Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor, ya da beyaz yakalı köle olmuş. Reklamlar yüzünden araba ve kıyafet peşinde. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıyor, gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir acımız yok, ne büyük savaşı ne de büyük buhranı yaşadık. Bizim savaşımız ruhani bir savaş. Ve bunalımımız kendi hayatlarımız. "

    Tyler Durden

    YanıtlayınSil
  2. Bu işler bu kadar karışık mıydı ya yoksa sen mi karışıkk anlattın zor işlermiş :)
    Büyük biraderin izlemediği yer yok ki :/

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Temelde basit. Kasada dur ürünleri geçir, kalan zamanda da mağazadaki ürünleri düzelt koli çıkar dökme yap.

      Sil
  3. Korkunç!!! Sen diye bir şey yok bu sistemde. Duygulara asla yer yok. İçler acısı..

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Aynen o yüzden çağımızda bunalımlar arttı zaten.

      Sil
  4. Özel sektörle hiç alakam yok ama öyle bir anlatmışsın ki iki kitabı da not aldım almak için :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Kitapta mcdonalds ve restoranlar üzerinden anlatıyor daha çok. Bir de disneyland. Bunlar benim kendi çalıştığım market üzerine kendi izlenimlerim.

      Sil
  5. Neden en son 2 ay öncesinin yazısı var en sonda? Yeni düşüncelere ne oldu?

    YanıtlayınSil