erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
erkek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2015 Pazar

Bazı kadınlar, Bazı erkekler...

Bazı kadınlar vardır...
Yoldan geçerken takılır gözleriniz
Dizine yatıp ruhunuzu ellerine bırakasınız gelir.
Teninin sıcaklığında erir gidersiniz.
Dingindirler, savaşmazlar dünya ile.
Gözlerinin içinde bir kadının bin bir halini görürsünüz.
Erkek olmanın bin bir halini de size yaşatırlar.
Sıcaktır, şefkatlidir, bağışlayıcıdır, dişidir.
Ne giyerlerse giysinler cinsellikleri değildir üzerlerinde ki.
Kadın olarak vardırlar, cinsellikleri sadece erkeklerine özeldir, size kapalıdır, göremezsiniz.
Plajda bikinili bile olsalar ''kapalı'' kadınlardır onlar.
Siz ulaşamazsınız kendileri gelmedikçe.
Bazı kadınlar ''kadın''dır.

8 Mayıs 2015 Cuma

Madame Bovary - Cennetteki Adem -Drizzt Efsanesi / Aşk Üzerine

Aşk... Ademle Havva'dan beri süregelen masal. Ondan daha önce burada ve şurada bahsetmiştim diğer yazılarımda da ara ara girdim ama ne kadar anlatsam eksik kalıyor o yüzden yeni okuduklarımla tekrar dönme ihtiyacı duydum. Pek çok zamanda farklı anlamlar yüklenmiştir. Orta çağda özellikle divan edebiyatında kavuşamayış ve sancılarla geçen bir süreçtir. Ne kadar fazla acı varsa o kadar büyük kabul edilir. Bazen Shakespeare hikayelerinde de görüldüğü gibi bize lisede zorla okutturulan Taşşuk-u Talat ve Fitnat'daki gibi tüm karakterler ard arda ölümün kucağına bırakılıyor bazen kötü hastalıklardan araya girenlerin yaptıkları zulümlerden ölüyorlar. Tek gerçek kavuşma ve bir olma yeşilçam filmlerinin bazılarında gördüğümüz o çıkan iki ruhun birlikte el ele havaya yükselmesi oluyor. Bu kadar acı niye diyorsun kendine ve sonra diğer bir açıdan bakınca bizdeki aşkların iç dünyada bir yolculuğa dönüştüğünü görüyorsun. Ergenlik bana göre yaşla belirlenen bir dönem değildir. Ne zaman ki hayatla ve kendinle yüzleştin, sonunda bir şeyleri değiştirebildin o zaman aşabilirsin. Hamdım piştim yandım derler ya. İşte aşk bunu sağlayan ateş oluyor. Tüm o acılar ergen arzularla başlayan duyguları pişiriyor olgunlaştırıyor. En sonunda o ideal ve saf olana ulaşılıyor. Peki neden sonu ölüm oluyor? Belki de sürekli bozulmaya meyleden insanın başka şekilde o saflığı koruyamayacağı için. Ya da belki o saflığa ulaştıktan sonra insanın daha başka bir yaşam amacı kalmayacağı için. Ortaçağa hakim olan dini bakış burada da var. Kirlenen insanoğlu dünyaya temizlenmek için gönderilir. Tüm o savaşlar acılar nefret döngüsü içinde dönüşür ve evrilir. Bir üst yaşama geçerken amaç o saflığa ulaşmaktır. Hani büyük mahkeme diyorlar ya ölümden sonra beklenen işte o bu dünyayla ilgilidir. Bütün dinlerde vardır bu. Hristiyanlık doğuştan kirli kabul eder ve tüm hayatı temizlenme çabasıyla geçirmemizi isterken İslam temiz doğduğumuzu ama meselenin bunu öyle korumak olduğunu söyler. Uzakdoğu ve Hint coğrafyasının mistik dinleri ise bir üst aşamada yeniden doğmak için verilen bir mücadele olarak görür. Bir çok ortaçağ anlatısında aşk cinsel bir tutkudan öte yüce bir değer saflığı sağlayan güçtür.

8 Mart 2015 Pazar

Kara Elf Üçlemesi / Kadın - Erkek Hiyerarşisinin Tersdüz Edilmesi

Yıllar önce insanların büyüyü henüz unutmadığı, doğanın gizemli ve korkunç olduğu o çağlarda kadınlar kutsal varlıklar olarak bilinirdi. Çünkü doğa -ya da Tanrı- onlara en büyük sihri vermişti yeni bir birey dünyaya getirme ayrıcalığı. Evet fiziksel olarak güçsüzdüler, korunmaya bir erkekten daha fazla ihtiyaç duyuyorlardı ama bu ayrıcalıkları onları üstün kılıyordu. Kimi kültürlerde tanrısal özelliklere sahip oldukları düşünüldü. Rahibe olarak ayrıcalıklı bir konum verildi. Erkekler en iyi avları getirerek kadınların gözüne girmeye çalıştı. Bazıları bu uğurda birbirlerini öldürdüler. Ama yerleşik hayata geçildiğinde insanın düşmanı doğadaki varlıklardan çok birbaşka insan olmaya başladığında işler yavaş yavaş değişti. Erkekler kadınları istediklerini almaya zorlayabileceklerini öğrendiler ve zamanla kadının büyüsü olarak görülen doğurganlık erkeğin marifeti olarak görülmeye başlandı. İlk çağ ve ortaçağın karanlığı erkeklerin yönettiği baskıcı bir dünyada geçti böylece. Fahişeler ortaya çıktı erkeklerin zevklerini doyurmak için. Ama her kadın güçsüz değildi. Rusya'da Kraliçe Katharina, İngiltere'de Boleyn Kadınları, Osmanlı'da dizilerle ünlenen Hürrem... Bunlar en tepelere çıkıp kendilerini gösterebilenler. Daha soylular ya da halk tabakası arasında nice böylesi erkeklerin o sapkın arzularını onların zayıflığı olarak kullanan görünüşte başını erkeğinin önünde eğen ama gerçekte gizliden gizliye yöneten kadınlar da hemen her çağda bulundu. Sanayi devriminden sonraysa bu kadınlara işçi olarak haklar başta büyük bir ayrıcalıkmışcasına sunuldu. Ama 8 Mart'ın anlam ve önemine bakarsanız, grev esnasında ölenlerin kanlarının hatırasıyla karanlık bir gün olduğunu görürsünüz. Zaten kadına verilen haklarla ilgili tüm bu şeylerin de bir ihtiyaçtan -işgücü gereksiniminden- doğduğunu söyleyebiliriz. Modernizm kadının zeki ve kendini ispatlayabilenine yükselme hakkı tanıdı ama kalanı hala aynı konumu korudu.