13 Nisan 2015 Pazartesi

Nuhun Gemisi / Anadolu'yu Kılıfından Çıkarmak



"Bu Şehir kılıf içinde. Bu şehir kendisini öylesine gizlemiş ki tadına varabilmek, onu sevebilmek için emek istiyor, terlemek istiyor. Bu şehri kılıfından soyup mahremiyetine girmeli. Bu iş zor ya değer. Bunu yapabildin mi büyülendin demektir. 

 ... Korkmadan, önünüze gelen herhangi bir kapıyı çalmalısınız. Kapı hemen açılır. Kapıyı açan çoğu kara gözlü esmer bir kadındır. İlkin afallar. Yabancı olduğunuzu anlayınca içeri buyur eder. Diyarbakır artık kılıfından çıkmıştır. Diyarbakır bütün sıcaklığı, samimiyeti, güzelliği ile gözünüzün önündedir." 

11 Nisan 2015 Cumartesi

Dracula - Ejderha Mızrağı - Elric Destanı - Ravenloft / Lanetli Aşklar

Hayatta en zoru yarım kalmış aşklardır. Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin aşklarını büyük kılan birbirlerine uzun süre ya da bazen hiç kavuşamamaları değil mi? Bazılarının ölünce artık huzura erdiklerinde birbirini bulduklarını umarız. Oysa kavuşma olduğunda aşk biter zamanla birbirini tüketmeye dönüşür. Her şey çok kolay olduğu için sevmek de değerini yitirdi. İnsan kavuşması zor olduğunda daha bir tutkuyla seviyordu. Ulaşamadıkça daha fazla arzulamak ve onun için her şeyi yapmak insanın doğasında olan bir şey. Bu yüzden sadece bizde değil batının Prens Charming'i için de geçerli bir durum kavuşamayışlar. Batıda daha mutlu biter hikayeler bizimkiler kadar arabesk olmadıkları için ama onlar kavuştuktan sonra aynı mutluluk gerçekten sonsuza kadar devam etmiş midir bilinmez. Sonsuza kadar sürecek bir aşka inanmıyorum. Peki ya pişmanlıklar? Bazı ilişkiler öyle olmadık hatalarla biter ki suçlu taraf sensen ve vicdanın varsa bunun acısı yüreğinin bir köşesinde kalır. Bazen bu acı olgunlaştırır seni bazen dönüp dönüp aynı hatayı yaparsın. Bazen de kibirle kendini hatasız bulmaya devam edersin. Ha bir de ilahi adalet mi dersin, karşı tarafın inceden bir intikamı mı dersin bir şekilde yaptığının cezasını çeker. Ama ne kadar süre? Cehennemi bir kenara koyarsak bir insan ancak bir ömürlük acıyla yaşar ama yaptıklarının diyeti için bu yetmezse. Bu duruma postmodern masallar iyi bir çözüm bulmuş. Sonsuz bir yaşam ve asla unutmasına izin vermeden sürüp giden bir acı döngüsü. İlahi adalet orada kesinlikle çok daha güçlü. 

8 Nisan 2015 Çarşamba

Zaman Çarkı - Çanlar Kimin İçin Çalıyor - Bahar Karları / Aşk Üzerine...

Zaman Çarkı'nda büyü olayının açıklaması bana çok ilginç gelmişti. Oradaki büyücüler büyüyü Tek Güç denilen bir kaynaktan enerjiyi çekip dönüştürerek yapıyorlardı. Ancak kaynaktan enerji alınması erkek ve kadın için çok farklıydı. Erkek kaynaktan güç almak için onu kovalamalı sonunda tutup halat çeker gibi kendisine bağlanana kadar çekmeliydi. Kadında ise durum tam tersiydi. O eğer sabırsızca çekiştirir ya da güce karşı direnirse başaramıyordu. Onun yapması gereken teslim olmak ve kucaklamaktı. Güç ona geldiğinde tutuyor ve sonra dönüştürebiliyordu. Yani büyü gücü bir erkeğe kadın gibi, kadınaysa tamamen erkek gibi davranıyordu. Sadece tek bir yumurtası olması, ömrü boyunca acı döngüleri ile hazırlandığı doğum anı gibi sebeplerle bir kadın genellikle ilişkilerde daha seçicidir. Erkeğin onun ilgisini çekebilmek için daha çok çabalaması gerekir. Bu hayvanlarda bile öyledir. Bazıları dişisine karşı kendini rakipleriyle yaptığı dövüşlerle kanıtlar, bazısı danslarla hatta hayvanlarda çoğunlukla erkekler daha süslüdür kendi çaplarında. Ama her türlü bir kendine çekme çabası vardır. Kadın ise (ya da hayvanlar için düşünürsek dişi) doğru erkeği bulduğuna inandığında ona sahip olmak için önce teslim olur. Erkeği yaşamına sokar, ona kendini açar bu andan sonra erkek büyülendiğinde ise onu bağlar çeker ve dönüştürür. Son kısım her zaman tam olarak gerçekleşmese ve kadının becerisine kalsa da durum budur.

6 Nisan 2015 Pazartesi

Kötü Ruh - Dexter - Siyah Kan / Katiller Üzerine

"Her insan kendi yaptığını hoş görür çünkü herkes gibi hareket etmediği zaman, kendi duygularını, kendi yargılarını, kendisini harekete sürükleyen neden ve sonuç zincirini bilir. Oysa iç dünyalarını bilmediği için başkalarına karşı ilkelerinde serttir. Her insan kültürüne göre hareket eder yani çevresinin kültürüne uygun olarak ve çevresi de “bütün insanlar” yani kendisi gibi düşünenlerdir."

 Hapishane Notları - Gramsci

İnsanlar başkalarını yargılamada fazlasıyla acelecidirler. Üstelik kendilerini bir ahlak timsali gibi görerek yaparlar bunu. Kötülük ve güç üzerine yazımda kötülüğün herkesin içinde olduğunu anlatmaya çalışmıştım. İnsanları daha fazla kötülükten alıkoyan tek şey kendi iç yargıları ve toplum baskısıdır. Bu yüzden yeterli güce ya da deliliğe sahip olanlar insanoğlunun içindeki vahşeti gösterirler. Tarihin en büyük katliamının sorumlusu Adolf Hitler kendini kimlerin yaşayıp kimlerin ölmesi gerektiğini belirleyen bir yargıç gibi görüyordu. Nazi kamplarındaki katliam fazlasıyla akılcı hatta fabrika gibi tasarlanmıştı. Kanlı kontes olarak bilinen ve vampir kültlerine de konu olan Elizabeth Bathory cinayetlerini ölümsüzlük tutkusuyla işliyordu. Küçük, savunmasız çocukları
kurban olarak seçen Albert Fish onlara tecavüz ediyor, etlerini kesiyor, onlarla besleniyor en sonunda öldürüyordu. Fish pek çok yamyam katilden biriydi. İlkel zamanlarda değil bizzat modernizmin ortasında ilkelliğe dönüşü gerçekleştirdi. Kafalarındaki neydi fazla bilmiyorum. Bir de bunu öldürdüm bari para da kazandırsın mantığıyla ticarete döken Henry Holmes gibileri var.  Avrupalılar bu kasapların elinden az insan eti yemediler bilmeden. Ed Gain ölmüş annesini geri getireceği inancıyla ceset toplamaya başlamış sonunda bunu cinayetlere çevirmişti. En büyük zevki kadın derilerini yüzüp onları üzerine geçirmekti. Psycho filminin ondan esinlenilerek yapıldığı söyleniyor. Ama bana göre asıl benzerini oluşturan kitap Maxime Chattam'ın Kötü Ruh idi. Orada katilin en başla andaç olarak uzuv parçaları alındığı sanılıyor sonra gerçek öğreniliyordu. Aynı kitaptan ilgimi çeken bir kısmı alıntılayacağım.

"Bir insan böylesine katletmeye acı vermeye uzuv kesmeye devam ederek yaşayamaz. Bir insanın böyle bir canavara dönüşmesi için çeşitli aşamalardan geçmesi gerekir. Böyle bir insan ancak ölüm dürtüleri güçlenip dayanılmaz olduğunda öldürmeye başlar. O zaman da uzun zamandır tasarladığı cinayetini bir tutku haline getirinceye kadar kafasında tekrar tekrar yaşadığı çok belirli bir şema uyarınca öldürür. Bu özellikle bir kısır döngüdür."

2 Nisan 2015 Perşembe

Cam Çocuk & Filmler / Engelsiz Yaşam


Herkes bir gün engelli olabilir. Ne kadar dikkat ederseniz edin, bir gün ummadığınız bir şekilde bu kadere yakalanabilirsiniz. Her geçen gün artan inşaatlardan birinden kafanıza düşen bir demir ya da tuğla sizi geri zekalı bırakabilir, bir araba kazası sakat bırakabilir. Ev kazaları, iş kazaları... Oysa insanlar yine her zaman yaptıklarını yapıyorlar. Hiç öyle olmayacakmış gibi yaşıyorlar. Onlardan birini gördüklerinde ya cıkcıklayıp acıyan bakışlar atıyorlar, ya da yüzlerini çeviriyorlar. Çoğu engelli yalnız büyüyor, özellikle zihinsel engelli olanlar ya alay konusu oluyorlar, ya da korkuluyor. Engellilerle fazlasıyla çok kez yollarım kesiştiği için bu konuda fazlaca hassasım. Yakın bir akrabam zihinsel engelli, durumu başkalarıyla ilişki kurabilecek kadar iyi ama yaramaz bir veledin kardeşinin bebek bezini alıp ona pamuk şeker diye yutturmasını sağlayabilecek kadar da saf. İyi arkadaşlarımdan birinin kardeşi daha kötü durumda çünkü doğru dürüst iletişim kuramıyor. Ama o da herkes kadar ilgi istiyor ve bunu farklı şekillerde ifade etmeye çalışıyor. Şeker hastası tanıdıklarım var ki bu pek görünen bir engel olmasa da özellikle bazılarının yaşam kalitesini fazlasıyla etkiliyor. MS hastalığı yüzünden sakat kalmış bir üniversite hocam var ama o da her şeye rağmen biraz kendine biraz bize "Gülümseyin." diyerek hayata tutunmaya çalışıyor. İnternetten tanıştığım bir başkası ise başı hariç vücudunu kontrol edemiyor ama ağzına aldığı kalemle klavye kullanıyor, çenesiyle fare yönetiyor, o şekilde bizimle irtibat kurabiliyor her şeyi ağzıyla yapmak zorunda kalıyor ama hayata bir yerinden tutunuyor. Hayata tutunmak biz normaller için bile bu kadar zorken onlar için ne kadar zor tahmin edebiliyor musunuz? Ama yapıyorlar, ellerinde kalan şeyle yaşamak için çaba sarf ediyorlar. Bizi utandırırcasına. Onlarla ilgili çok yazıldı, filmler yapıldı. Hepsine burada değinmek mümkün değil ama en azından bazılarını çarpıcı şekilde uç örnekleri anlatmaya çalışacağım. Uzun süredir yazmayı planlıyordum bu yazıyı kısmet 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü'neymiş. Güzel oldu.